Avusturya Liseliler Vakfı’nın düzenliği festival kapsamında caz müziğine enerjisini yansıtarak hepimizi büyülemeye devam eden Selen Beytekin’le buluştum. Kendisini geçen sene ilk defa Step İstanbul Tomtom’da dinlemiştim, özgeçmişini de okuyunca bunu sizlerle de paylaşmak istedim. Zamansızlıktan dert yanıp, hayallerimize yer veremediğimiz anlarda belki bu röportaj aklımıza gelip bize ilham olur! 

Merhabalar! Öncelikle, sizi kısaca tanımak istersek…

Müzik eğitimimi dışarıdan tamamladım. 7 yaşındayken başladım müziğe, hocam Ercivan Saydam’dı, o dönem konservatuarın başındaydı.  Üniversitede İTÜ İnşaat Mühendisliği okudum, dedim bir de Matematik Mühendisliği ile çap yapayım. Sonra baktım okul uzadı, onu bırakıp Mimarlık okudum, üstüne bir de yüksek lisans yaptım. Son 10-11 senedir aile gibi olduğum müzisyenlerle birlikte sahne alıyorum, bir yandan da inşaat sektöründe çalışıyorum. Şu an danışmanlık veriyorum ama ondan önce  şantiyelerde sabah akşam çalışıyordum.

Cazın Türkiye’de olduğu şu anki nokta sizleri tatmin ediyor mu?

Görünürde ediyor, içten içe etmiyor. Türkiye’de şık ortam caz olarak algılanılıyor. Şık sahne caz, çok havalı ve snob bir şeymiş gibi gösteriliyor. Evet havalı olduğu doğru ama bir sosyal statü olarak gösterilecek bir müzik değil, bizim arabeskimiz gibi sokak müziği ve caz. Türkiye’de kasılarak yapılmaya çalışılıyor, işin özünden kaçılıyor diye düşünüyorum. Cazda çok fazla duygu paylaşımı varken bu algıdan uzaklaşılıyor. Dışarıdan bakıldığında oturmuş bir caz kitlesi var tabii ancak caz kulüplerinin sayısı ne yazık ki yeterli değil.

Yaptıklarınıza bakacak olursak 24 saatin size yetiyor olması imkansız gibi duruyor. Selen Beytekin bu tempolu hayata nasıl yetişiyor sorusunu sizden dinlemek isteriz.

Bu motivasyon meselesi; yoruldum demeden, sıkılmadan yapıyorum. Bu herkes için böyle aslında, severek yaptığınız sürece bir şekilde yoluna giriyor. Spontane yaşıyorum; spontane programsızlık ve tembellik olarak algılansa da öyle değil. Her günüm değişiyor, kendi programlarımı kendim yapıyorum. Erken kalkıyorum, kalktığımda mutlaka bir şeyler üzerinde çalışıyorum.

Henüz albüm çıkarmamış olmanızın belli bir sebebi var mı?

Var. Albüm çıkarmak için belli bir yoğurulmuşluğa gelmek gerektiğini düşünüyorum, aynı yemekte olduğu gibi, bir yemeği yemek için önce pişmesini beklemek. Gerçek müzikten, duygulardan bahsetmek istiyorum. İki sene içinde toplayabileceğim şeyi 12 senede toplamak istiyorum. Birkaç büyük isimle Los Angeles’te çalışmalar yapıyoruz.

Bizleri gelecekte bekleyen projeleriniz varsa, biraz da onlardan bahsedelim.

Mimarlık ve yüksek lisansta caz müzik ile ilgili bir tez hazırladım, caz armonilerinin tonaliteyi sadece ritim katmadan matematiksel fraktal modellerine dönüştürüp görsel hale getirmek üzerine. Yani kısacası duyduğunuz her şeyin bir matematiği var, müzik dinleyerek bir binayı çizebilirim ya da tam tersini yapabilirim. MIT’den çağırıyorlar tezimi kitaplaştırmak istiyorlar, bunun yanında kesin bir şeyler de çıkar.

Sizi dinlemek isteyenler bu şansı nerelerde yakalayabilirler?

Caz festivallerini takip edebilirler. Badu, Touché, Nardis gibi caz kulüplerinde sahne alıyorum. Bunları sosyal medyadan da duyuyoruz, oradan da güncel olarak takvime ulaşabilirler.

Müzik serüveniniz 8 yaşındayken piyanoyla başlamış. Hayatınızın her dönemine böyle aşıkken, üniversite tercihinizde neden başka bir alana yoğunlaşmak istediniz?

Çocukluğumdan beri astronomi, matematik gibi alanlara büyük ilgim vardı. Mühendisliğe zaten hep düşkündüm. Ailede de müziğe eğilim vardı, annem ve dedem piyano, babam gitar çalardı ama hiçbiri profesyonel değildi. Piyanoyu benim önüme koydular, şarkılar söyledim okulda. Çocuğun eline bir araç verilmeli ki yeteneği çıksın. Dışarıda ne yetenekler var keşfedilmemiş!

Sahnedeyken hiç moda giremediğiniz oldu mu?

Hiç olmadı, bayılırım sahnede olmaya. 40 derece ateşli de olsam çıktım sahneye, benim de ilacım o.

Söylerken kendinizi bulduğunuz parça hangisi?

Çok var, ruh halime göre o kadar çok değişiyor ki! Aretha Franklin’in blues parçalarını seviyorum, tek bir parça söyleyemem ama onlarda kendimi buluyorum.

Selçuk Yöntem’in “Caz ve Şiirler” projesi kapsamında Almanya’da konserler gerçekleştirdiniz. Bu projeyi biraz detaylandırabilir misiniz? Gelecek sezon da devam edecek mi?

Benim 2 sene önce NTV’de bir televizyon programım oldu; caz söylemeyenlere söyletiyorduk, çok keyifli bir akışı vardı. İlk konuğum olarak Selçuk Yöntem’i çağırdım, kırmadı beni programa geldi ve caz söylemek çok hoşuna gitti, birlikte bir düet bile yaptık. Geçtiğimiz ocak ayında beni aradı ve gel seninle bir caz orkestrası kuralım, konser yapalım dedi. Almanya’da 5 konser yaptık sonrasında. Ben caz söyledim, o caz altyapısına şiir okudu. Birkaç tane de düet yaptık. Umarım denk getirip yine yapabiliriz!

Gençlerle bir araya geldiğinizde enerjiniz bambaşka… Gençlerle yolunuz konserler dışında akademik bir noktada kesişebilir, hiç böyle bir şey düşündünüz mü?

Üniversitelerde tez konusunu seminerlerde çok anlattım. Müzisyenliği, şarkı söylemeyi çok zor gören çok sayıda insan var, bunu kırabilmeyi çok istiyorum.

Bu keyifli röportaj için Selen Beytekin’e teşekkür ederim. Sizleri ayrıca Stardards Jazz grubuyla (Vokal: Selen Beytekin, Saksafon: Siney Yılmaz, Piyano: Çoşkun İnsel, Bas Gitar: Gerhard Lutz, Davul: Mertcan Bilgim) da tanıştırmak isterim. Aralarında Avusturya Başkonsolosluğu’nun da bir üyesi olduğu grubun performansına denk gelmenizi tavsiye ederim!

İlginizi çekebilir: MeloMagger’dan Cazın Tarihi

Kapak fotoğrafı: nardisjazz.com/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN