Değişik sanat dallarını tanımak, haklarında bir şeyler okumak veya izlemek, yapabilirsem deneyimlemek, sanatçıları takip etmek ve mümkün olursa onlarla konuşmak çok hoşuma gidiyor; ufkumu açıyor, bana nefes alanı yaratıyor. Uzun zamandır görsel sanatlar dalında bir röportaj yapmamıştım.
Bu söyleşiyi yaprak sanatçısı Müge Kaya ile gerçekleştirdik. Hele ki sonbaharın geldiği, yaprakların renkleriyle daha da güzelleşip dikkatimizi çektiği bir döneme çok uygun olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar…

_Kendinizi biraz tanıtabilir misiniz? Hiç sanat dersi almadığınız yazıyor Instagram hesabınızdaki “bio” kısmında. Hobi olarak mı başladınız çizmeye? Yaprak sanatı/”leaf art” dışında, tam gün çalıştığınız başka bir işiniz var mı? 

İsmim Müge Kaya. Bir kamu kurumunda çalışıyorum. Resim yapmaya çocukluğumdan beri aşığım desem abartmamış olurum. İlk olarak  karakalemle başladım. Evet, herhangi bir sanat dersi almadım, kendi kendime öğrendim, öğrenirken sabır ve dikkatin de önemini, çalışmalarıma nasıl yansıdığını gördüm. Sonra suluboyanın sevgisi ağır bastı. Bu da ilk başlarda hobi gibi görünse de, aslında 2013 yılından bu yana profesyonelliğin ilk adımı oldu kendi adıma. Kullandığım tüm materyalleri titizlikle seçtim. Atölye çalışmalarımda da aynı özeni gösteriyorum.

_Instagram hesabınızı Mayıs 2014’de açmış, çizimlerinizi paylaşmakla başlamışsınız. Yaprak sanatıyla tanışmanız, ona yoğunlaşmanız nasıl oldu? Yapraklar sizi nasıl seçti mi demeli ya da…

Sonbaharda renklerin geçişi öyle cezbedici ki, küçüklü büyüklü çeşitli yaprakları kitap aralarında kurutup üzerine Rapido kalemle çizimler yaptım. Suluboya haricinde, bazen kuru boya, soft pastel boyama tekniğini çalışıyorum. “Yapraklarla acaba suluboya nasıl olur, adı üstünde sulu, kuruyunca kalır mı? Tutar mı?” derken gayet güzel oldu. Peki bu nasıl muhafaza edilir kısmı… İyice merak saldım araştırdım, sonra maket bıçağı ile model çıkarmaya çalıştım. Biraz renk katayım diyip hiç dikiş nakış bilmeyen ben, YouTube’da nakış, oya kenarı nasıl yapılır vs. gibi videoları izledim ve yaprağın kenarından başlayıp dikkatle, sabırla ve zevkle birbirinden farklı desenler yaptım. Şimdi hangimiz hangimizi seçtik bilmiyorum ama iyi ki seçtik. :)

_ Siz yaprakları nasıl seçiyorsunuz desem? Sanırım lifli yapraklar daha çok tercih ediliyormuş… Ankaralı mısınız, bu şehirde yürüyüşlerinize bu mevsimlerde eşlik eden bir yaprak cenneti var mı?

Ankaralı değilim. İçinde kuş cıvıltılarını da duyabileceğiniz, her mevsim birbirinden farklı renklerini esirgemeyen yapraklarla dolu ağaçların olduğu, bana eşlik eden bir bahçesi var çalıştığım kurumun. Tercih ettiğim yaprak türleri var, özellikle nakış yaparken dayanıklı olduğu için daha kalın dokulu olanları tercih ediyorum; manolya, kavak gibi.

_ Canlı bir materyalle çalışmak nasıl bir duygu? Hangi yaprağın nasıl bir çizime, nakışa vs. uyacağına nasıl karar veriyorsunuz?

İnanması güç ama özetleyeyim; özellikle iğneyi yaprağa ilk batırdığımda canı yanıyormuş hissine çok kapıldım. Şekil aldıkça yapraklar kendini teslim ediyor adeta ve o kırılgan, ince doku, kasnağa gerilmiş bir kumaş, tuval bezi gibi sanki. O yüzden elime alınca anlıyorum; nakış mı boya mı ben karar veriyorum.

_ Bu sanat konusunda maalesef pek bilgimiz yok… İnternette bitki seçiminin önemi, kurutulma süreleri, eserin ileride bozulmaması için kullanılan ilaçlar vb. ile ilgili bilgiler okudum. Sanırım herbir işin tamamlanması uzun zaman alıyor. Bu süreci bizimle biraz paylaşır mısınız? Örneğin desen yaprağa nasıl aktarılıyor?

Yaprakların kuruma süreleri mevsime, türüne, kalınlığına, nemine göre değişiyor evet. Açıkçası doğal haliyle büyük kalın kitap, tahta vb. arasında üzerine ağırlık (yaprağı incitmeyecek şekilde) koyarak kurumasını bekliyorum. Bu şekilde bazen altı ay ile bir yıl, bazen de bir yıldan bile fazla beklediği oluyor. Herhangi bir kimyasal işleme tabi tutmuyorum. Resim ya da nakıştan sonra sprey (suluboya verniği, saç spreyi) sıkıp çerçeve ile muhafaza ediyorum. Evde, sprey sıkmadan da beklettiğim bazı çalışmalarım var, ben de merak ediyorum sonrasında ne gibi bir şeyle karşılaşırım diye.

_Teknik olarak nakış, çizimden daha mı zor oluyor? En uygun boya sulu boya mı?

Her ikisi için de zor ya da kolay diyemiyorum. “En uygun boya suluboya mı?” sorusuna kullandığım markayı versem daha doğru olur sanırım. St.Petersburg marka kullanıyorum. Akrilik boya ya da yağlı boyayla da yapılabilinir. Bu tamamen tercih.

_Çalışmalarınızda hayvanlar, doğa, şehirler ön planda. Malzemede yaprak olunca, doğaya dair konular ister istemez daha akılda oluyor diye düşündüm önce ama çizimlerinizde de pek çok hayvan figürü gördüm daha sonra. Özellikle bugünlerdeki ilham kaynaklarınızdan bahseder misiniz?

Yaşadığım, gördüğüm, izlediğim (televizyon hiç izlemiyorum), okuduğum şeyler öyle perspektif veriyor ki… Duyduğum müzik bile bazen çok etkiliyor.

_Hem keyifli bir hobi arayanlara tatlı bir alternatif hem de zorlu, sabır gerektiren bir sanat gibi geldi bana yaprak sanatı. Bu konudaki fikrinizi paylaşır mısınız? Atölyelerde (Ankara Güneş Sokak’taki Altı+Bir’de gerçekleşen gibi) nasıl tepkilerle karşılaşıyorsunuz?

Sizin de dediğiniz gibi; zorlu ve sabır gerektiren, bir o kadar da sevgi isteyen bir şey. Ama bir yandan da en güzeli, en anlamlısı kuru bir yaprağın formunu bozmadan yeniden şekillenmesi. Atölyeye gelen çocuk, yetişkin ama herkes keyif alıyor, bunu gözlerinden anlıyorum. Hiç denemediği bir şeyi deneyimliyorlar ve “Hiç yeteneğim yok, nasıl oldu bu şimdi?” diyenler oluyor. Bence müthiş.

_Bu sanattaki çalışmalar hediye seçimi için de çok uygun. İşlerinizin satıldığı tasarım dükkanları var mı? Online olarak da siparişler de alıyorsunuz sanırım?

Şu ana kadar birkaç yerde satışa sunuldu ve olumlu oldu. Sergiler oldu ve haliyle sabır ve çok zaman alan, emek gerektiren şeyler olunca şimdilik dükkan satışı yok.

_Bazı paylaşımlarınıza şiir dizeleri, edebi metinler eşlik ediyor. Onlar ilgili eserlerin çıkış noktaları mı yoksa bittiklerinde aklınıza getirdikleri mi?

Yaşadığım her şey benim için bir birikim; çizdiğim, boyadığım, nakış ettiğim herbir şeyin ayrı hikayesi, ayrı çıkışı var. Kendim şiir yazmıyorum ama bir dize, bazen bir metin benim çıkış noktam olabiliyor.

_Türkiye’de nadiren uğraşılan yaprak sanatında daha geleneksel sanatlara ve motiflere yakın, yaprağa biraz daha ruhani bir anlayış olduğunu gördüm; Arapça yazılar, tasavvufi motifler, İslam mitolojisi motifleri vs. Sanırım sizin tarzınızı daha modern ve global olarak düşünebiliriz bu bağlamda?

Geleneksel Türk el sanatlarında nakıştan rölyefe, ebrudan minyatüre, tezhip sanatından hat sanatına pek çok alanda geleneksel motifler görmek mümkün. Benim yaprakların üzerine çalıştığım teknik ve kompozisyon için modern diyebilirim evet.

_Özellikle Instagram hesabınız aracılığıyla pek çok ülkeden yorumlar alıyorsunuz, onlara tek tek , özenle cevap vererek harika bir iletişim kuruyorsunuz… Sanki bize kıyasla onların daha çok ilgisini çekiyor gibi…. Dünyadan bu alanda örnek aldığınız isimler var mı?

Farklı ülkelerin insanları bu sanata daha meraklı. İgileniyorlar, bu hoşuma gidiyor. Karakalem çizime başladığım vakit örnek aldığım Amerikalı bir sanatçı vardı. Onun dışında Facebook’ta ilgiyle takip ettiğim bir-iki suluboya sanatçısı var.

_Türkiye ve yurtdışındaki sergilerinizden, yakın zamanlarda yapmak istediklerinizden; sanatsal anlamda yaprak sanatı veya başka bir konuda sizi bu aralar heyecanlandıran şeylerden bahseder misiniz?

İlk kişisel sergime karakalem ve suluboya ile başladım. Ardından yurtdışında ve yurt içinde karma sergilerim oldu. Benim için çocukluğumun hayali idi Londra’da bir sergi açmak ve bu hayalimin gerçeğe dönüşmesi daha çok ufkumu açtı; heyecanı, mutluluğu bir yana kendimi, neler yapabileceğimi gördüm. Yakın zamanda biri Ankara’da olmak üzere farklı şehirlerde de sergiler olacak. Yine yurtdışında sergi hazırlıklarımın yanı sıra, şartlar uygun olursa atölye çalışması da yapmayı istiyorum. Bunun için sürpriz çalışmalar hedefledim. Çok heyecanlıyım.

_Bir sanat okulundan veya ekolünden gelmemenin ne gibi yararları var? İnsanları daha özgür hissettirdiği söylenir örneğin bazen, bu doğru mu?

Teorik olarak belki ama; yaratıcılığını, özgürlüğünü kendi içinde beslediği sanatını paylaşmak için belli bir ekol ya da okuldan gelmeli mi emin değilim.

_Sizce Ankara’da nasıl bir sanat çevresi var?

Bazen yoğun, bazen zayıf bulduğum; sürpriz diyebileceğim bir kitle var sanırım.

_Instagram dışında sizi takip edebileceğimiz bir mecra var mı?

Facebook ve Twitter hesaplarımdan da (@balancefield) hesabımdan takip edebilirsiniz.

_Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yapraklarla ilgili merak edilen başka sorular olursa sosyal ağlardan mesaj yolu ile yardımcı olmaya çalışırım.

Teşekkür ederim.

_Ben de teşekkür ediyorum :) 

Fotoğraflar sanatçının izniyle kullanılmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?