“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan ailemiz, dostlarımız, geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın sevilen röportaj dizisi “Yurt Dışında Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konuğumuz, Bergamo’da yaşayan ve tam anlamıyla bir bisiklet tutkunu olan Gökhan Kutluer… Bergamo’da Yaşamak

_Sevgili Gökhan, öncelikle seni daha yakından tanıyabilir miyiz? Bergamo’da Yaşamak

Kendimi hemen her kuşağı göçmen bir ailenin hayalperest çocuğu; çocukluğundan beri başka yerleri merak eden biri olarak özetleyebilirim. Küçüklüğümde, eğitim hayatımda ve sonrasında elime yüzüme bulaştırdığım iş hayatımda aklımın bir köşesinde hem meraktan hem de macera arayışından beslenen ‘gitme’ hayalimi gerçekleştirdiğim için mutluyum. Muhtemelen ailem 1986 yılında aralarına katıldığımda kendime böyle bir yol çizeceğime hiç ihtimal vermemişti ama bazılarımız dünyaya oyun oynamaya hazır kediler gibi kocaman gözbebekleriyle bakıyor; her daim yeniye özlem duyuyor ve merak etmekten hiç vazgeçmiyor. Yazmaya gerek var mı ya da bu cümlelere nasıl eklenir bilmiyorum ama: Sırasıyla Özel Taş İlkokulu (o dönem ortaokul ve lise eklemeleri yapılmamıştı) Cağaloğlu Anadolu Lisesi (ilkokuldan girilen dönemde girmiştim yani hazırlık, ortaokul ve lise ile yedi yıl boyunca oradaydım) ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde (siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümü) eğitim aldım.

_Ne zaman Bergamo’ya taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin? Bergamo’da Yaşamak

İstanbul’daki hayatımdan memnun değildim. Öyle çok büyük arzulara ya da peşinden koşarken farkında olmadan başkalarına zarar vermeme sebep olacak türden hırslara sahip değildim. Sadece basit zevklerime herhangi bir güvenlik tehlikesi yaşamadan ve toplumun gerzek tabularına takılmadan ulaşabilmek istiyordum. Ayrıca sıradan şeyler yaparken diken üzerinde hissetmekten de oldukça yorulmuştum. Bisikletimi sürerken doğaya yakın olmak, arkamdan gelen arabanın beni ezmeyeceğini bilmek, sevgilime istediğim yerde sarılabilmek, toplu taşımada insan gibi muamele görmek… O coğrafyanın yazılı olmayan kurallarına, hemen her konuda kendini açıkça ifade etmek yerine konuşmadan anlaşılmayı bekleyen insanlarına ve empatiden yoksun arkadaşlık ilişkilerine daha fazla dayanamayınca, soluğu Mayıs 2016’da Bergamo’da aldım. Giderken sadece bir yıllık turist vizem vardı. Amacım, vizenin kapsadığı süre zarfı içinde iş bulabilmekti. Türkiye’de bisiklet işinin hem basın hem de sektörel tarafında yer almış biri olarak, yapabileceklerimi yaptığıma kanaat getirmiştim ve İtalya gibi bu işin anavatanı sayılabilecek bir ülkede kendimi denemek istiyordum. Birkaç ay dişimi sıkmak zorunda kaldım ama sabrettiğime değdi. Şu an İtalya’nın önde gelen kişiye özel bisiklet üreticilerinden birinde çalışıyorum.

_Memnun musun Bergamo’da yaşamaktan? Neler yapıyorsun orada? Bergamo’da Yaşamak

Evet, şimdilik memnunum ama Bergamo’yu son durağım olarak görmüyorum. İstanbul gibi insanı kendi keşmekeşine esir eden bir şehirden sonra Bergamo gibi küçük, nüfusu az ve doğayla bütünleşik bir şehirde yaşamak ruhuma çok iyi geldi. Şimdilerde kedim Zelda ile günün her saati aydınlık bir evde yalnız yaşıyorum ve hayatımı güzel bir rutine oturttuğumu söyleyebilirim. İlk yılımda, Türkiye’den göç etme sebeplerimden biri olan yazarlık kariyerim için gerekli olan adımı attım ve ilk kitabım Bulut Fabrikası’nı bitirdim. İkinci yılımda ise çalıştığım ilk iki şirkete göre biraz daha mutlu olduğum bir şirkette göreve başladım ve hala aynı yerdeyim. Göç sürecimi anlattığım ikinci kitabıma ve kendime daha çok vakit ayırabilmek için kontratımda ufak bir değişikliğe gittim ve çalışma saatlerimi sekizden altıya indirdim. Biraz daha az kazanıyorum ve haliyle biraz daha az harcıyorum ama genel hatlarıyla canımın istediği hemen her şeyi yapabiliyorum.

_İlk zamanlar biraz zor oluyor diyorlar. Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin? Yepyeni bir yere taşınmak, yeni insanlar tanımak çok hızlı olmuyordur… Bergamo’da Yaşamak

Bu konunun yaşla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Yani yirmili yaşların başında veya ortasında bir yere taşınmakla otuzların başında taşınmak arasında biraz fark var. Kişiden kişiye göre değişir elbette ama ben genel itibariyle gözlemci, sessiz, sosyalleşeceği insanları cımbızla seçen o kuşkucu tiplerdenim. Dolayısıyla arkadaş edinmem çok da kolay olmadı ancak İtalyanlar sıcak insanlar. Yardıma ihtiyacım olduğunda sırtını çeviren birine denk gelmedim. Bu sayede adaptasyon sürecini hızlı atlattım. Zaten İtalya’da daha önce de bulunmuştum. 2008 yılında Erasmus sayesinde yarım dönem Siena’da yaşadığım için kültürlerine hakimdim.

_İstanbul’u özlüyor musun? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun?

Hayır, hiç özlemiyorum. Zaman zaman ‘’İstanbul güzel şehir ya!’’ diye bana çıkışan arkadaşlarım oluyor ancak ben yakın geçmişini bir çırpıda yok sayan o uyuşuk toplumun bir parçası olmayı istemiyorum. Hiçbir suçu yokken sırf yanlış zamanda yanlış yerde bulunduğu için ölen gencecik insanların isimlerini beş on saniyeliğine televizyonda gördükten sonra hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edebilen, sesini yükseltemeyen ve tarih boyunca hiçbir toplumsal hakkı kendi bileğinin hakkıyla elde etmemiş bireylerin yarattığı toplumda kendimi güvende hissetmiyorum. Bir kara parçasına güzel ya da çirkin derken üzerinde yaşayanları da hesaba katmak gerek. Hava kirliliği, yeşil alanların imha edilmesi, aşırı nüfus yoğunluğu, saygısız bireyler, trafik problemi… Zamanımı yönetemediğim bir yerde yaşamayı anlamsız buluyorum.

_Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence?

Başka kültürlere hayranlığım yok ama merakımın hiç bitmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bu noktada iş biraz kendinizi ne kadar geliştirdiğinizle; nasıl yetiştirdiğinizle alakalı. Eğer yalnız başınıza bu işe kalkıştıysanız, kazanımlarınız çok daha fazla oluyor. Yalnızken mutlu olmayı öğreniyorsunuz. Kendinizle barışıyor, yeteneklerinizi yeniden keşfediyor ve bu yeteneklerle; okuldan alınan eğitimle mümkün olmayan bu yeni bilgilerle, yeni bir kültürde varoluş savaşı veriyorsunuz. Kulağa zor gibi gelse de aslında oldukça eğlenceli ve öğretici bir süreç. Kimsenin size tanımadığı bir yerde kendiniz olabilmek çok daha kolay. Zor kısmı ise az önce de söylediğim gibi arkadaş edinebilmek. Bu biraz zaman alıyor ve bu süreçte dik durabilmek önemli. Eğer gittiğiniz yerde uzun yaşamak gibi planınız varsa, dilini derhal öğrenmek gerekiyor. Aksi takdirde uyum süreci olması gerektiğinden çok daha uzun sürer.

_Peki Türkiye dışında yaşamak sana neler öğretti? Bergamo’da Yaşamak

Mutfakta daha çok kalmayı öğrendim! Eskiden yemek yapmayı sevmezdim ama şimdi Türkiye’den arkadaşlarım gelse de onlara burada öğrendiğim yemekleri hazırlasam diyorum. Kendimi daha direkt, yalın ve net ifade edebiliyorum. Ancak bunun yanında politik olmayı; bana veya karşımdakine olumlu veya olumsuz bir etkisi yoksa gereksiz sözlerden kaçınmayı öğrendim. Güzel olan şeylere odaklanmanın en basit anları bile daha yaşanır kıldığını, doğaya ne kadar da ihtiyacım olduğunu, çocukları aslında çok sevdiğimi ve sandığımdan daha tertipli biri olduğumu öğrendim. İlk aklıma gelenler bunlar.

_Bergamo’dan bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin? Bergamo’da Yaşamak

Bergamo Ön Alpler olarak geçen dağların eteğine kurulmuş bir şehir olduğu için civarda çok fazla tepe, dağ ve vadi var. Buralarda bisiklet sürmek, yürüyüş ve tırmanış yapmak mümkün. Doğa gezilerine çıkmak için saatlerce yol almanız gerekmiyor. Şehrin içinde hem Kuzey İtalya’ya özgü hem de genel hatlarıyla İtalyan mutfağına ait lezzetler sunan son derece kaliteli restoranlar var. Bunlar Bergamo’nun tarihi ve yeni bölümlerine eşit oranda yayılmış durumda. Citta Alta olarak geçen tarihi kısımda yer alan Da Mimmo’da hem öğlen hem de akşam yemek yemek mümkün. Şu an üçüncü kuşağın işlettiği muazzam bir aile restoranı olan Da Mimmo’da yerel lezzetlerin yanı sıra ailenin kendi tarifiyle yeniden yorumladığı geleneksel tatlar da bulabilirsiniz. Dondurmaya meraklıysanız Bergamo’nun yeni kısmında yer alan La Romana ve Carmen isimli iki dondurmacıyı mutlaka deneyin derim. Lezzet bakımından arada çok büyük farklar yok ancak La Romana, külahın içini tercih ettiğiniz tipte sıcak çikolatayla dolduruyor. Böylece dondurmanız mutlu sonla bitiyor. Tamamı Bergamo ve civarındaki çiftliklerden ve üretim tesislerinden temin edilen mamüllerle hazırlanan menüsü ile hemen her damak zevkine hitap eden Al Vecchio Tagliere, doyurucu bir akşam yemeği için güzel bir tercih olacaktır. Öğlen gitmek isterseniz, soslarla zenginleştirilmiş peynir tabaklarından birini denemenizi tavsiye ediyorum. Yüksek bir yerlerden tüm şehri görerek yemek yemeye meraklıysanız, önce Citta Alta’ya ardındansa San Vigilio’ya çıkan iki ayrı füniküler ile ulaştığınız son noktada hemen karşınıza çıkan Ristorante Baretto veya San Vigilio Ristorante. San Vigilio’da keyifli bir öğle yemeği yiyebilir ya da akşamüstü saatlerinde zengin bir Aperitivo yapabilirsiniz. Müze ve sanat galerisi gezmek isterseniz Accademia Carrara ve postmodern eserlerin sergilendiği Gamec, içinde birkaç saat harcamaya değecektir.

_Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun?

Oradan ayrıldıktan sonra hemen hemen bütün haber sitelerini takip etmeyi bıraktım. Arkadaşlarım ya da ailem aracılığıyla ara sıra bilgi alıyorum ve herhangi bir şeyin detayını merak edersem internetten araştırıyorum ancak okuduğum şeylere hiç ama hiç şaşırmıyorum. Batı’nın bireyselleşmeye yüklediği anlamları son derece bencilce yorumlamış bir orta sınıf ve neresinden tutsan elinde kalan; köksüz, yozlaşmış bir toplum… Onları neyin beklediği çok açık ama ne yazık ki gündelik küçük hesaplarıyla çok meşgul olduklarından kafalarını kaldırıp önlerine bakamıyorlar.

_Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede bulunabilir misin?

Önce İngilizce öğrenin. Sonra da gider gitmez gittiğiniz ülkenin dilini öğrenmeye başlayın. Gitmeden önce size konfor alanınızda tutmak isteyen aklınızın oyunlarına gelmeyin. Endişeleri bir kenara bırakıp cesur olun. Yolda olmaktan korkmayın. Yeteneklerinize güvenin. Siz sadece okulda aldığınız eğitim ya da kötü yöneticinizin size yüklediği görevler değilsiniz. Çocukken oynadığınız oyunlardan, ailenizden öğrendiklerinizden ve kurduğunuz hayallerden yola çıkarak keşfedeceğiniz sayısız şey var. Bunlara odaklanın. En kötü ihtimalle yapamazsınız ama en azından deneyip de başaramadığınız için kafanız rahat olur. Koca bir hayatı hayallerinizi erteleyerek geçirmekten çok daha iyidir. Hata yapmaktan korkmak, hata yapmaktan çok daha acınası bir durumdur.

Çok teşekkür ederiz Gökhan! Gökhan’ın macerasını buradan takip edebilirsiniz. 

İlginizi çekebilir: Yurt Dışında Yaşamak – Nihan Konak ve Mauritius Adası

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN