Hukuk fakültesinde okuduğum dönemde okuma zevkimi bir süre için kaybetmiştim. Kendimi okumak zorunda olduğum hukuk kitaplarıyla telefonum (özellikle sosyal medya) arasında sıkışmış hissediyordum. İş hayatına geçince o gün ofiste ne kadar yorulmuş olursam olayım eve geldiğimde uyumadan önce kitap okumanın benim için ne kadar önemli ve terapisel olduğunu anımsadım.

İş hayatında geçirdiğim son üç yılda da hem eski okuma ritmime döndüm hem de kendimi motive eden ve mutlu hissettiren bir sistem izlemeye başladım. Aylık olarak okuduklarımın (kitaplar, dergiler, makaleler, oyun metinleri, senaryolar) izlediklerimin (filmler, diziler, tiyatro oyunları) ve gezdiğim sergilerin bir listesini çıkarmaya başladım. Belki biraz kontrol delisi olduğumu düşüneceksiniz okurken ama yıl sonunda açıp hepsine birlikte bakmak insana kendine gerçekten verimli ve mutlu hissettiriyor.

Hayatımın çok yoğun olduğu dönemlerde ise ne olursa olsun okumalarımı sürdürmek için yeni bir yöntem keşfettim. Konusu beni etkileyen daha kısa kitaplar ve çocuk kitapları okumak. Bu yaştan sonra çocuk kitabı mı okuyacağım diye düşünmeyin. Doğru seçimleri yaparsanız bazı çocuk kitaplarının ne kadar dolu ve ilham verici olduğuna şaşırırsınız. Ekim ayı da benim için çok yoğun geçtiğinden bu ay okuduğum kısa ama çok sevdiğim kitapları paylaşmak istedim.

Kısa Kitaplar

Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez

“1988  baharında Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan Emily Dickinson’ın Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı. Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir.”

Bu kitap için özetle kitaplar hakkında bir kitap diyebilirim. Ama yazar bunu bir aşk hikayesinin içinde öyle güzel kurgulamış ve kitapları öyle simgesel kullanmış ki kitabın sonunda, isminin ne anlam geldiğini anlayacak ve bence yazarın hayal gücüne hayran kalacaksınız.

Felaketzedeler Evi, Guillermo Rosales

“Dışarıda bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyordum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklardan biriydi. Kaçıklar çoğunluklaydı.”

Öncelikle, önsöz ve sonsöz okumayı insan bazen atlayabiliyor ama bu yazarın kendi yaşamına ilişkin olarak kitabın sonunda yer verilen bölümü mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çünkü bu bölüm  yazarla empati yapmanızı sağlarken bu kitabın neden ve nasıl yazıldığını daha iyi anlamınıza da yarayacak.

Bu kitap için özetle bir kişisel felaket psikolojisini anlatıyor diyebiliriz. Bir bakımevinde kendine yer bulan, boşluğa düşmüş bir yazarın bakımevindeki hayatı ve aşık oluşunu ele alan kitap, yer yer insanı rahatsız eden ama okumayı durduramadığınız bölümleriyle “Art should comfort the disturbed and disturb the comfortable” sözünün bir kanıtı gibi.

Küçük Feministin Kitabı, Sassa Buregren

“Dünya liderleri ha! Dünyayı bunlar mı yönetiyor? Hepsi üniforma gibi takım elbise giymiş, birbirine benzeyen sekiz yaşlı adam. Nasıl olur bu?”

İşte bu kitap tam olarak keyif alarak okuduğum çocuk kitapları kısmına giriyor. Elbette bir çocuk kitabı olması itibariyle oldukça kısa ve öz dolayısı ile feminizmin her zerresine hakim olma amacı ile okuyacağınız bir kitap değil. Ancak bence hem çok güzel hazırlanmış hem de son derece bilgilendirici bir kitap. İçerisinde kadın haklarını savunan Mary Wollstonelcraft, Hedwig Charlotta Nordenflycht, Anna Maria Lenngren gibi yazarlardan, Sufrajet hareketine pek çok konuda bilgi veriliyor.

Neler yapabiliriz, bölümünde  iş hayatımızda farkında olarak ya da olmayarak maruz kaldığımız dışlama hareketlerine karşı neler yapabileceğimize ilişkin, Berit As’ın Dışlama Yöntemleri teorisine yer veriliyor.

6.27 Treni, Jean-Paul Didierlaurent

“Çünkü ne düşünülürse düşünülsün hayatta hiçbir şey aynı kalmaz. 14717 gibi çirkin bir sayı bile, gün gelir, biraz yardımla sonunda güzelleşebilir. Biraz abartılı bir cümleyle sözümü bağlıyorum, haklısınız, ama bir daha, sizden başka birine yazma fırsatını ve isteğini asla bulamamaktan korkuyorum. Kaderim ellerinizde”

Bu kitap için özetle zarafet ve ilginç doslukların kitabı diyebilirim. 36 yaşında, kağıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamın, hiç bir anlamı yokmuş gibi görünen ama aslında hayatına anlam katan ilginç davranışlarına tanık olacaksınız. Mesela kitapları yok etmekten duyduğu vizdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde öğütme aletinden söküp aldığı birbiriyle hiç bir bağlantısı olmayan sayfaları herkese okuması gibi.

Bayan Ming’in Hiç Olmayan On Çocuğu, Eric-Emmanuel Schmitt

“Yetenek hakkaniyetten uzak bir şeydir, bu yeteneğe sahip olanlar kadar sahip olmayanlar için de.”

Bu kitap için özetle inanmak ve gerçekliği yaratmak arasındaki bağlantının kitabı diyebilirim. Bayan Ming bir otelin tuvalet bekçisidir. Bir gün Fransız bir iş adamıyla tanışır ve ona on çocuğunun hikayelerini anlatmaya başlar. Ancak burada kulağınızı tırmalayan bir şey olmalı çünkü bildiğimiz gibi Çin’de tek çocuk yasası vardır. Dolayısı ile Fransız işadamı kadının yalan söylediğine emindir ancak yine de kendini onun hikayelerini dinlemekten alıkoyamaz.

Bence bu kitapta çocukların her birini hikayesinden ve yazarın, Bayan Ming’in her bir çocuğunun karakteri ile bağdaştırarak bize aktardığı çeşitli felsefi atıflardan çok keyif alacaksınız.

O Sırada, Erman Çağlar

“Bilinçaltı metaforunu daha sonra yeniden görüşmek üzere iki yanağından öpüp geldiği yere geri yolluyorum. Bilinçatı metaforu benim çok eski dostum, psikanaliz olayını yalan yanlış öğrendiğim günden beri neredeyse haftada bir ziyaretime geliyor. Bardağa bakıyor, “Bak bu bardak bilinçaltı, içindeki sıvılar da çocukluk travmalarımız.” diyor. Eee? diyorum, gerisini getiremeyip mahçup oluyor, yeniden içeri kaçıyor. Tez canlı biraz.”

Bu kitap için özetle hayatımda tanıştığım en sempatik ve garip insanla tanışmak gibi diyebilirim. KALT kanalını takip ediyorsanız oradaki içeriklerinden ya da Uykusuz’daki yazılarından tanıyabileceğiniz Erman Çağlar; her izlediğimde/okuduğumda bana “bu kadar mantıksız şeyler nasıl bu kadar mantıklı olabilir” dedirten bence inanılmaz keyifli bir insan. Bu kitapta da onun yaratıcı ve bol serbest çağrışımlı beynine misafirliğe gidiyoruz.

Kurban Tuzağından Kurtulmak, Diane Zimberoff

“Kurtarıcılar kendilerini kurban gibi hisseder. Kendini kurban gibi hissetmemek için de başka bir kurbanı kurtarmaya çalışır. Kendilerinden biraz daha güçsüz, biraz daha yardıma muhtaç birini bulurlar.”

Bu kitap için özetle, varolduğunu bildiğiniz ama nedenini bilmediğiniz öfke, kırgınlık ve tekrar eden davranışların psikolojik bir analizi diyebilirim. Kitapta özellikle çocukluk travmaları ve aile dinamikleri üzerinden yapılan kişisel tespitler ile tekrarlayan zararlı alışkanlıklar ve davranış biçimleri ilişkilendiriliyor. Üstelik bunu örnekler üzerinden ve son derece anlaşılır bir biçimde yapan kitabı okurken kendimi sürekli “aaaa evet” derken buldum. Benim için çıkarılacak belki de en önemli ders olan “Kendinizi sevmek bencilliğin tam tersidir.” anlayışını açıklayan kitabı çok faydalı ve yardım edici bulacağınıza  eminim.

Bu ayın beni en çok etkileyen kitapları böyleydi. Kasım’da görüşmek üzere!

İlginizi çekebilir:Kitap Önerileri (theMagger’daki birçok kitap içeriğini bir araya getirir.)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN