Zaza Urushadze’nin yaşatmayı temele aldığı, ölüm ve yaşamı çarpıcı bir kontrastla sunduğu, içten ama sorgulayıcı savaş karşıtı filmi “Mandalina Bahçesi”nin minimal dünyası, mütehassıs bir bağlamda gözler önüne seriliyor…

mandalina-bahcesi-2
Mandalina Bahçesi, 2013

Savaş filmleri, sahip olduklarımızı kendi ellerimizle nasıl yok ettiğimizi, yok ederken bir serzeniş içinde, yitip gitmiş olanların ve bundan sonra da yitip gitmemesi gerekenlerin çığlıklarını sunmuştur çoğu zaman bize. İsminden de anlaşılacağı üzere; elimizdekinin kıymetini bizim için gözler önüne seren, savaşın temsilini adeta bir ninni edasıyla yalın ve duru anlatımla sunan bir film var karşımızda. Yitip Gitmemenin Çağrısı: Mandalina Bahçesi… (Yazıyı okurken, film müziğinin harikulade melodisini arka planda dinlemenizi öneririm. Müzik için tıklayabilirsiniz.)

ivo-ve-marcus
Mandalina Bahçesi, 2013

Savaşın patlak vermesinin ardından bölgede yaşayan Ivo (Lembit Ulfsak) ve Margus (Elmo Nüganen) adında iki komşu Estonyalı, savaşın yıkıcı etkilerine rağmen köylerini terk etmemişlerdir. Margus, “Mandalina Bahçesi” olan bir adam, tek isteği ise savaş köylerine gelmeden, dalındaki mandalinalarını toplayıp satmak ve kazandığı parayla Estonya’ya dönmek. Ivo ise hiçbir çıkarı olmadan komşusunun mandalinaları için günde olabildiğince kasa üreten marangoz, bilge ve yaşlı bir adam. O topraklarda doğup büyümüş ve belli ki o topraklarda son nefesini vermek isteyen, savaşın ortasındaki merhamet timsali adeta. Açılış sahnesinde Ivo’nun Margus’un mandalinaları için kasa yaptığı ana şahit oluyoruz, çok da geçmeden savaşın etkisini üzerimizde hissediyoruz. Ivo ve Margus’un yaşadığı köye savaşın yavaş yavaş gelmesiyle, arazilerinde bir çatışma yaşanıyor. Çıkan çatışmada biri Gürcü, diğeri de Abhaz saflarında savaşan paralı bir Çeçen asker olmak üzere iki düşman asker yaralanıyor. Yaralı düşman askerlerini iyileşinceye kadar ihtiyatlı bir tavır takınıp şefkat ve merhametiyle evinde misafir eden Ivo’nun, savaşı ölüm temsilinden çıkarıp yaşatmak ekseninde bakmasıyla hikaye başlıyor…

Editör Notu: Yazının bu bölümünden sonra spoiler içermektedir.

Ölüm ve Yaşamın Arasındaki Merhamet

Öldürmek kolay, yaşatmak ise zordur… Tabii burada öldürmekten kastım vicdani boyut değil, eylemsel kavram. Başlarda Ahmed (Giorgi Nakashidze), Ivo’nun evinde bulunduğu her an, hemen yan odasında kendisi gibi, hatta kendisinden daha ağır yaralı olan Gürcü Nika’yı (Misha Mesxi) öldüreceğini dile getiriyor ve hatta bunu yapmaya da yelteniyor. Ahmet’in bu tavrına karşı ise Ivo, bilge bir sakinlikle cevap veriyor: “Uyuyan birini mi öldüreceksin? Hem de şuuru yerinde olmayan birini. Senin için kutsal olan bu mu?” diye sorup onu vicdan muhasebesine maruz bırakıyor.

mandalina-2
Mandalina Bahçesi, 2013

“Mandalina Bahçesi”ni bir bütün olarak ele aldığımız zaman, savaş filmi kategorisinde pek tabii değerlendirilebilir, hatta savaş karşıtı film desek daha doğru olur. Fakat filmde savaş, aslında bir fon olarak kullanılıyor. Savaşın yıkıcı etkisini hissettirmek ve savaşın bize getirdikleri yerine; bizden götürdüklerini, yavaş yavaş yitip gitmemizi, karakterlerin üzerine çöken kasvet bulutunun serinliğiyle yüzümüze çarpıyor. Urushadze, filmin temel dramatik kurulumunu senaryoda oldukça güçlü bir şekilde kurgulamış ve finale kadar sebat bir şekilde başarıyla sürdürmüş. Bu dramatik kurulum, ilk sahneden itibaren, gerek diyaloglarda, mizansenlerde gerekse karakterlerin devinimlerinde güçlü bir şekilde hasıl oluyor. Her sahnesi o kadar ustaca bir yapıda yazılmış ki, merhameti, sevgiyi, sevgisizliği, ölümü, bağlılığı, şefkati, umudu, savaştan dolayı benliğin yitip gitmesini, temelde ise hümanizmi en derinlerimize kadar hissettiriyor. Mandalina Bahçesi, kolektif unsurların eksiksiz bir şekilde bir araya gelmesiyle bütün olarak başarıya ulaşmış bir film. Oyunculuklarıyla, diyaloglarıyla, mizansenleriyle doğallığı yakalamış bir yapısı var, bence bu, bir filmin sahip olması gereken temel unsurlardan en önemlisi.

mandalina-bahcesi-koy
Mandalina Bahçesi, 2013

Mandalina Bahçesi’nin pastoral bir atmosferde geçmesi de çok hoşuma gitti. Eve, köye, doğaya baktığımız zaman Locus Amoenus’un temsilini hissediyoruz adeta. Prodüksiyon tasarımında ise özenli bir çalışma yürütüldüğü net bir minvalde anlaşılıyor. Filmde gördüğümüz ev, yol, marangozhane, temelde ise hikayenin geçtiği o dünya, çekimlerden önce beş aylık bir çalışma sonucunda çok doğal bir şekilde, gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar rüstik bir yapıda dekor olarak oluşturulmuş. Hatta Margus’un mandalina bahçesine bile birçok mandalina ağacı dikilip filmdeki haline dönüştürülmüş, çok hoş. Ayrıca filmde insanlık ve merhamete dair o kadar çok naif sahneler var ki, onlardan bir tanesi; Ivo, Margus’la birlikte Ahmed ve Nika’nın çatışmada ölen arkadaşlarını gömdükleri sırada: “Ceplerini kontrol et, belki kimliklerini bulursun.” diyor, sonrasında ise ekliyor: “Akrabaları aramaya gelebilir.” Mandalina Bahçesi, temelde işte bu kadar naif bir film. “Savaşın ortasında kendi canları da tehlike altındayken neden bunu düşünür ki bir insan?” diye sorabilirsiniz, ama bu sözler; savaşın ortasında verilen söze güvenen, merhametin taşıyıcısı olan bir adama ait.

mandalinalar-dalinda
Mandalina Bahçesi, 2013

Güzeli Hatırlamak

Filmde kadın karakter hiç yok, savaştan önce Ivo ile birlikte o evde yaşayan, çerçevede beyazlar içindeki torununun fotoğrafı haricinde. Geçmişten bu yana savaş; erkek işi, erkeklerin birbirlerine karşı uyguladıkları, eyleme geçirdikleri olgu olarak ifade edilmiştir hep, bu noktada savaşın belirleyicisi konumunda olan erkek hegemonyasının kadına yüklediği misyonu sorgulamak gerekmektedir tabii öncelikle. Filmde, kadın karakterinin olmamasını, savaşı eril zihniyetin meydana getirdiği bir eylem olarak okursak yanlış olmaz sanırım. Ahmed ve arkadaşı İbrahim’in eve ilk geldiği zaman fotoğrafa bakması gibi, özellikle Nika, film boyunca elindeki zarar görmüş kasedini kalemle sararken gözlerini fotoğraftan alamıyor. Beyazlar içinde güzel bir kız, savaşın kaotik halet-i ruhiyesini dağıtıp, sadelik ve güzellik temsili olarak sirayet ediyor karakterlere. Fotoğrafa bakanlar, savaşın anlamsızlığını sorgulamıyorlar, fakat içten içe hissediyorlar sevmenin dünyadaki en güzel şey olduğunu ve onu yitirmeye başladıklarını…

Umudun Tadı

Ivo, evinde  Ahmed ve Nika’yı yaşatmaya çabalarken iki düşman, savaşlarına nazire yaparak devam ediyor.  Bu durum, karakterlerin aralarındaki etkileşimin de artmasıyla birlikte, gittikçe birbirleriyle özdeşleşen bir yapıya bürünüyor. Savaşı, sahiplenir bir tutum sergileyen karakterler, aslında uğruna ölüp/öldürdükleri savaşın, kimsenin olmadığını bize hissettiriyorlar… Margus ise savaşta bile umutla bekleyişi temsil ediyor. Belki de Margus’un içinde, hepimizin dönem dönem yaşadığı karanlık anlarda içimizde bir umut ışığının belirmesi gibi bir ışık yanmıştı; kadehini de yaşama kaldırmıştı… Savaşın o hengamesinin içinde tezatlık oluşturacak şekilde ağacına zarar vermemek için mandalinalarını dallarından elle koparmak yerine, makasla kesmesinin temelinde de belki de bu yatıyordu. Savaş bir gün biter de, ben de mandalinalarımdan hiç ayrılmam… Film boyunca Margus’un mandalinaları için verdiği mücadele, aslında temelde yaşamın ve umudun mücadelesini temsil ediyor. 

marcus-ve-ivo
Mandalina Bahçesi, 2013

Mandalina Bahçesi’nin bende bıraktığı derin hisleri iki kelimeyle tasvir edecek olursam, bu iki kelime kuşkusuz hüzün ve huzur olurdu. Yıllar geçmesine rağmen filmi her izlediğimde bu iki hissiyatı kalbimi finalde bırakmışçasına hissediyorum. Zaten iyi bir film; insanda derin izler bırakmış olan değil midir? Bence öyle… Finale geldiğimiz zamanda ise katarsis anları doruğa ulaşıyor; Ivo’dan savaşa rağmen köyünü neden terk etmediğinin cevabını alıyoruz, belki de son kez marangozhanesine giriyor. Margus, çok sevdiği mandalinalarından ayrılmıyor ve Nika’nın kasedi artık çalıyor…

youtube play youtube play

Ayrı bir parantezi de başlangıç sahnesinden son sahnesine kadar hoş bir tınıyla bizi mandalina bahçesinde gezintiye çıkaran, Niaz Diasamidze’nin eseri olan, benim için hüzün ve huzur barındıran filmin şahane müziğine açmak istiyorum. Her duyduğumda buram buram mandalina kokuları aldıran, neredeyse sinestet olduğumu düşünmeme vesile olan bir müzik.🙂 Tavsiyem; ılık bir ilkbahar akşamı, pencerenizdeki perdeyi havalandıran bir rüzgar bulun ve bu müziği açıp kendinizi uykunun kollarına bırakın. Mandalina Bahçesi, size daha önce tatmadığınız huzuru hissettirecektir…

Kapak Fotoğrafı: Mandalina Bahçesi

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Mubi Film Önerileri