Aylardan Eylül-Ekim ise en birinci muhabbetimiz sonbahardır. Yağmurda en iyi Filmekimi gider. Onu hemen en sevdiğin mekanda en sevdiğinle içtiğin kahve takip eder, sıkı da bir caz performansı (mesela favorilerimden olan Hidden Orchestra 5 Ekim akşamı Akbank Caz Festivali kapsamında Babylon’da) ve sonbahar biter. Saydıklarım geleceğe dair, aşağıdakilerse hala sonbahar moduna girememiş olanlara yakın geçmişimden ‘tavsiyedir.’

Urban Festival

Her insanın içinde Kuzey ülkelerine imrenen bir taraf vardır ya ben bir başka hastayım Kuzey’in şehirlerine de, insanına da, mitolojisine de, metal, elektronik müziğine de. Röyksopp ve Trentemoller İskandinav topraklarından fırlama en önemli iki elektronik müzik dehası.  İsimlerini ilk kez duyuyorsanız size fona hemen youtube’dan bir Röyksopp parçası açmanızı tavsiye ediyor ve bu iki ismin 30 Eylül Pazar günü  Küçükçiftlik Park’ta İstanbul’un ilk şehir temalı festivali Urban Festival‘da olacaklarını hatırlatıyorum.

Balaturca

Balat, Fener taraflarını sevenler buraya dikkat! Fener Rum Patrikhanesi’nin hemen bir sonraki sokağından girince solda gözünüze çarpacak olan, dışarıdaki masaları içeriden fazla sayıdaki bu tatlı mekan Balaturca’nın tam kendisi. Balaturca günün her saati her türden siparişin verilebileceği samimi mekanlardan. Öyle ki öğle yemeğinde leziz İtalyan makarnalarından birini de, güveçte pişmiş tavuğun yanına pilav ve yoğurt da alabilir, kahvaltıda hem köy kahvaltısı hem karpuz peynir, hem de kruvasan reçel çeşitlerini bir arada bulabilirsiniz. Vaktiniz yoksa sadece tiramisusunun yanına bir kahve içip kalkar ve kendinizi eski Balat sokaklarına bırakırsınız.

Gaziantep

Sadece yemek yiyip gelsem yeter diyordum da gitmeden önce. Meğer Antep, baklavadan kebaptan çok daha fazlasıymış. Çarşıdaki şallar, bakırdan gümüşten mutfak eşyaları, el sanatkarları, baharatçıları kesmedi de; kendimizi evleri sadece kerpiçten bir köyde bulduğumuzda, ceylan gözlü köy çocuklarıyla sohbet muhabbet derken zaman geçtiğinde insan ruhunun sınırlarının olmadığını fark ettik.

Kebap, baklavasız da olmaz; Antep türkülerinin karıştığı akşam yemekleri yedik. Antik kent Zeugma‘nın büyüleyici mozaiklerinden oluşan müzede mitolojik tanrıların ve Fırat Nehri’nin üzerinde tekneyle dolaşırken de, sanki yarısı nehrin içinde yaşayan köyden geçmişin sesini duyar gibiydik.

Her önüme çıkana mutlaka gitmelisin diyorum ama gidince; Halil Usta‘da kebap yemeli, beyran içmeli; Aşina‘da Katmer, Koçak‘ta baklava ama havuç dilimi de İmam Çağdaş‘ta yemelisin. Çayın yanına kahkelerini 24 saat açık olan Akşam Fırını‘ndan almalı; zahter çayını ve menengiç kahveni de asırlık Tahmis Kahvesi‘nde içmelisin. Millet Han‘da ki kütüphanede şehir notlarını incelemeli; Gümrük Hanı‘ndaki Yemenici Mehmet Amca’ya da benden selam söylemelisin. Şimdilik bu kadar.

Fotoğraflar: Feyza Bayrak, royksopp.com, anderstrentemoller.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?