Bütün yıl beklenen en keyifli, en güzel aylar… O mevsim başı eve ayak basılan ilk günün hafif rutubet kokusu, ailenin toplanması, kap deniz sandalyeni, yürü plaja. Yazlık… Salt Beyoğlu’nda, bu sonbahar.

Yaz tatilinin ilk günü Çeşme’de yazlıkta kumsaldayım, denizden yeni çıkmışım, elimde güzel bir roman, içimde bir ferahlık. Daha iyisi olamaz… Hayatta en keyif aldığım anlar sorulsa, bu ritüel en baştan listeye girer. Çocukken, liseliyken, şimdi işimde gücümdeyken, bütün yıl beklediğim o 3 ay… Şehirli kolonicinin rüyası. Hayatta dönüp baktığımda en güzel anılar, yazlıktan. Önce Mordoğan; sabah 3’e kadar oynanan saklambaç, bütün büyüklerin itirazına karşı çalınan zeytinlerle yapılan dev siteler arası zeytin savaşları, sabahın köründe sitenin bütün çocukları olarak kalkıp sitenin ressam ablasıyla güneş doğuşu çizmeler… Sonra 90’larda Çeşme, büyük akın başlamadan önce… Bir kadın ve çocuk kolonisi. Tek ‘beach club’ Paparazzi, plastik sandalye, bira-patates, koşup koşup atladığımız tek bir iskele. Yazlık demek, huzur demek.

photo 1 (11)

Salt Beyoğlu, bu sene bize bir güzellik yapmış ve her şehirli kolonicide yeri ayrı olan anıları, Kasım’a kadar İstanbul’da da yad etmemiz için bize yazlığı anlatan 4 koca kat vermiş. Müzede saklambaç biraz zorlayabilir ama, fotoğraflar, site planları, tavandan sarkan şişme simitler sizi oldukça mutlu edecek… Yazlık: Şehirlinin Kolonisi sergisi sadece bir ‘tatlı anılar’ müzesi değil üstelik. 19. Yüzyıl sayfiye hayatından başlayarak 1930’ların Marmara sayfiyesi, Adalar hayatının tarihi, 1950’lerde devlet tarafından teşvik edilen Akdeniz ve Ege kıyılarında yazlık edinme furyasından son olarak 1980’lerde yap-sat formülü ile sayfiyenin şehirleşmeye başlamasına kadar uzanan Yazlık tarihçesi; belge, çizim, fotoğraf ve maketler üzerinden mimari, hukuki ve edebi kaynaklar kullanılarak ilk kez bu kadar detaylı ele alınıyor. (Tam burada küçük bir not olarak; sergiyi bu kronolojide gezmek isteyenlerin gezmeye en üst kattan başlamasını tavsiye ederim.)

Siyah-Beyaz Anılar

Sergi açılmadan önce sergiyle ilgili beni en heyecanlandıran duyuru, Salt’ın sosyal medya üzerinden herkesin aile arşivinden yazlık fotoğrafı istemesiydi. İzmir’e gidip de annemlerin evinde fotoğraf karıştıramadım diye çok üzüldüm. İşte o gönüllülerin gönderdiği fotoğrafları, Salt’ın sosyal medya sayfasında da görebileceğiniz gibi, sahillere odaklanmış bir Türkiye haritası üzerinde sergide görüyorsunuz. Serginin gezenlerle özdeşleşmesi açısından gerçekten müthiş bir fikir olmuş. Gezenleri de deneyime katma bununla da bitmiyor, katlarda dolaştıkça Refik Halid Karay’dan Henri Prost’a farklı yazar ve mimarların yazlık hakkında yazılan 1-2 sayfalık öykü ve planlamalarını duvarlardaki panolardan koparıp evinize getirebiliyorsunuz.

photo 4 (7)

photo 3 (6)

Benim özellikle hoşuma giden yerleştirilmelerden biri, Türk dizi tarihinin biraz arka planda kalmış cevherlerinden ‘Yazlıkçılar’ dizisinin oynatılması oldu. 90’lar boyunca kışın her Pazar Bizimkiler izleyen bünyeler, yazın aynı oyuncuların bambaşka karakterlerde oynadığı Yazlıkçılar ile idare etmeye çalışıyordu. Ayla Hanım’ın yazın bar şarkıcısı rolünde, yazın menajer olan kışın Sarhoş Cemil’i ile dost olması absürt gelse de hoşa gidiyordu işte…

yazlıkçılarz

Bir başka gerçek hayat dokunan iş de, yazlık günlerinin anlatıldığı bir günlüğün videoya uyarlandığı enstalasyon. Vitrinde günlüğün kendisini de görebildiğiniz bu iş, bana geçen sene İstanbul Modern’in ev sahipliğini yaptığı VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi’nin Lütfen Rahatsız Etmeyin* sergisini hatırlattı. Kurgulanmış tatil mekanları ve ‘huzurlu tatil’ düşüncesi arasında bağ kurulan sergide de tatilcilerin gittikleri yerlerden yazdıkları gerçek kartpostalları projeksiyondan okuyabiliyordunuz.

photo 3 (7) 

Toz pembe hayaller dumana karışınca

Peki ya o renkli girişi, zemin katındaki salıncağında çekilen fotoğraflar kadar toz pembe mi yazlık hayatı? Aslında sergi, Salt Araştırma ve Programlar ekibinden Meriç Öner’in de dikkat çektiği gibi, ‘Şehirlinin Kolonisi’ ismiyle her şeyin o kadar da toz pembe olmadığına alttan alta işaret ediyor. Şehirlinin Kolonisi, Türkiye’nin ilk tatil sitelerinin (Bodrum ve Datça’da Aktur siteleri) mimarilerini ve alt yapılarını detaylı olarak ele alarak imar sorunu ve kıyılardaki kentsel dönüşüme dikkat çekiyor. Kıyılarda marka proje üretme hedefinin yarattığı mimari yığılma ve şehirleşme sorunları, sergide detaylı olarak tartışılıyor.

Çeşitli imar izni ve mimari planlarla anlatılan şehirleşme sorununu, mimari ve hukuki bilgim çok geniş olmasa da ilgiyle inceledim ve özellikle Ege ve Akdeniz sakinlerinin bu konuyla yakından ilgileneceklerini düşündüm. Çeşme’nin son birkaç senede popüler olmasıyla beraber alt üst olan biz İzmirlilerin sayfiye hayatı, söylenmek ve İzmirli-İstanbullu karşılaştırmalarını birbirimize okuyup “buraları çok bozdular” demekle geçiyor. Aslında sorun İstanbullular ve alışkanlıkları filan değil; sorun, plansızlık, yıkım ve bunların getirdiği tahribat ve kalabalık. Bizi bezdiren, dün yürüyerek gidip denize girdiğimiz halk plajını artık bize kapalı ‘beach’ yapma telaşı. Şu alana da bir lüks site yaptık mı, orası da popüler olur, ticarileşir mantalitesi… Biz 80’lerin kolonicileri, yeni kolonicilerin taarruzu altında ne yapacağımızı şaşırır, yaklaşık 5 sene içinde eskiyi hasretle yad eder duruma geldik. Türkiye’yi saran inşaat furyası, sahil kasabalarına da önü alınamaz bir hız ve dev bir açlıkla saldırırken, o güzel yazlık sandalyelerimizi itekleyen yeni ‘mekanların’ kepçelerinin önünden kaçıp da nereye gidelim bilemiyoruz. Çeşme’nin domatesi çok güzelmiş diye gelenler, o domatesin ekildiği yerleri bir bir satın alıp üstüne otel dikiyorlar.

photo 2 (8)

Sandalyelerinizi çekin ahali, işte tam da *buraya* “beach” yapacağız!

İşte bu saydığım hem nostaljik hem de sorunsal sebeplerden, Salt Yazlık İstanbul içinde mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir sayfiye. Sadece eskiyi hatırlamak için değil; basın bülteninde söylendiği gibi: ‘Tümüyle terk edilmiş hayalet beton kasabalardan kuzey Avrupalılara güneş şişeleyen laboratuvarlara, yakın gelecekte ne işe yarayacakları üzerine sayısız kurgu üretebileceğimiz yazlıklara bakmanın artık tam zamanı’ olduğu için…

Kolonilerimizin küçük ve sakin kalması dileğiyle…

photo 4 (8)


*Teması “turizm yapıları” olarak belirlenen projenin sergisi, tatil mekanlarına gönderme yaparken turizm yapılarıyla ilişkiyi soyut bir düzlemde kuruyor. http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/gecmis-sergiler/vitra-cagdas-mimarlik-dizisi-sunar-lutfen-rahatsiz-etmeyin_1052.html

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. türkiye’ nin ilk tatil sitesi kuzey ege’de ayvalık yakınlarında burhaniye’de odtü’nün mimarlarından behruz çinici’nin mimarlarından olduğu artur tatil sitesidir.(1968) Artur yapılırken ege’nin yerel köy evlerinden örnek alınıp beyaz badanalı, lüks olmayan, şirin evler yapmışlar. ayrıca hiç bir evin yapımında doğaya zarar verilmemiş. denizi de bodrum’dan güzeldir. çeşme’de şimdi propaganda olan koy artur güvercin’e benzer. güvercin’de deniz sıcaklığı ortalama 8 derecedir.

    • Çeşme Propaganda’nın olduğu, bahsettiğiniz koyun adı da Küçük Güvercinlik. (Büyük-Küçük karıştırıyor olabilirim:)) Bu yazıda veryansın ettiğim inşaat&tüketim sektörünün hemen yanındaki Büyük Güvercinlik koyuna gelmesinden endişeleniyoruz biz de. Bu koylar ve çevreleri hep sit alanı; fakat 2 sene önce Küçük Güvercinlik civarında yangın çıktı (artık nasıl bir tesadüftür bilemiyorum!) ve oradaki birkaç küçük koy da işletmelere devredildi.
      Bilgilendirmeniz için ayrıca teşekkürler :)

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?