“Cheesy” olarak nitelendirilen eski tip sitcomlar bulmak günümüzde artık pek de kolay değil maalesef. Karakterlerin konudan önce geldiği, yirmi dakikanın içindeki küçük bir kelime oyununun o bölümü güzel kılmak için yeterli olduğu dönemler geride kaldı. Tümüyle kalmasa bile sayıları epey azaldı. Dolayısıyla iyi bir sitcom/cheesy komedi bulmanın samanlıkta iğne aramaya dönüştüğü günümüzde gözlerden uzak kaldığını düşündüğüm birkaç diziyi paylaşmaya, diğer sitcom-severlerin yorumlara kendi önerilerini ekleyebilecekleri küçük bir liste yapmaya karar verdim.

The Neighborhood

Henüz birinci sezonunda olan The Neighborhood, siyah-beyaz ayrımı üzerinden ilerliyor. Bir tarafta geleneklerine bağlı siyahi Butler ailesi, diğer tarafta mahalleye yeni taşınan beyaz Johnson ailesi yer alıyor. Irkçı söylemlerin yerine kültürel farklılıkların ön plana çıktığı dizide Johnson ailesinin fertleri sitcom severlerin yakından tanıdığı Beth Behrs (Caroline Channing – 2 Broke Girls) ve Max Greenfield’dan (Schmidt – New Girl) oluşuyor. Benim için bile fazla cheesy bir dizi. Özellikle ilk birkaç bölüm insanın sabrını zorlayabiliyor. Beth Behrs’in canlandırdığı Gemma karakteri ise en az Caroline Channing kadar itici, ama arada sırada insanı gülümsetmiyor değil. Dizinin yükünü ise başta Dave’i canlandıran Max Greenfield ile Calvin Butler’ı canlandıran Cedric Antonio Kyles, a.k.a Cedric the Entertainer üstleniyor. Ne yalan söyleyeyim, ikili öyle ya da böyle güldürmeyi başarıyor.

 

Superstore


İlk bölümünden beri çevremdeki herkese anlattığım bir dizi Superstore. Cloud 9 adlı bir hipermarkette geçen dizi biraz Employee of the Month’ı hatırlatmıyor değil. Tabii oradaki gerçeklikten uzak hikayenin aksine Superstore’daki her karakter hayatın içinden. Zaten diziyi asıl güzel yapan da yaratıcısı Justin Spitzer’ın gözlem yeteneği. Gözlemlerini yalnızca karakterleri yaratmakta kullanmamış ayrıca hemen her bölümde internette gördüğümüz/duyduğumuz hatta kimi zaman denk geldiğimiz garip durumlardan enstantaneler sunuyor.

Hemen her karakterin birbirinden eğlenceli olduğu, ama özellikle Glenn’i canlandıran Mark McKinney’nin Will Ferrell standartlarında bir performans sunduğu dizi her bölümünü heyecanla beklediğim az sayıdaki dizilerden biri.

 

Whitney

Whitney Cummings’in hem başrolünü, hem de yaratıcılığını üstlendiği Whitney, bir arkadaş grubunun hikayesini konu alıyor. Bir tarafta evlilikle uzaktan yakından alakası olmayan Whitney’nin, diğer tarafta ise aynı evi paylaştığı erkek arkadaşı Alex’in (Chris D’Elia) yer aldığı hikaye genellikle kadın-erkek ilişkilerindeki genel kalıplar üzerinden ilerliyor. Her ne kadar sıradan görünmese de özünde toplumsal kalıpların pek dışında yer almayan bu iki karakter ve etraflarındaki 4 tiplemeden oluşan dizi, yüksek temposuyla klişe esprileri satmayı başardığı gibi ince esprileriyle de dikkat çekiyor. Son yılların bana kalırsa en dikkat çeken oyuncularından biri olan Zoe Lister-Jones’un (New Girl, Life in Pieces, Friends with Better Lives) da yer aldığı kadronun uyumu bence muazzam. Whitney Cummings’in 2 Broke Girls’ün yaratıcısı olduğunu ve Whitney ile Max’in (Kat Dennings) birbirlerine fazlasıyla benzediğini belirtmeden geçmemeli.

 

Happy Endings

Happy Endings bu listenin en zayıf halkası desem pek de haksız sayılmam sanırım. Bölüm başına düşen iyi espri sayısı ikiyi bulmuyor, hatta kimi zaman hikaye sıkıcı bir noktaya gelebiliyor. Fakat renkli karakterleri sağolsun, Happy Endings kendini bir şekilde izletmeyi başarıyor. Gülmese de, eğlenmese de insan kendini bu altı samimi arkadaşın saçma hikayelerine kaptırıyor, bir şekilde kendini onlara yakın hissediyor. Dizinin üç sezonluk macerası su gibi geçip gidiyor. Bölümlerin konuları ne kadar saçma olsa da yetenekli oyuncu kadrosu işin içinden çıkmayı bir şekilde başarıyor. Özellikle Eliza Coupe ve Damon Wayans Jr. (Let’s Be Cops, New Girl) ikilisi diziyi götürüyor diyebilirim. The Girl Next Door’un yıldızı Elisha Cuthbert ve Zachary Knighton da yer yer insanı güldürmüyor değil.

 

Grandfathered

Daha önce sevdiğim birçok dizi iptal edildi, edilmeye de devam ediyor. Ama sanırım hiçbirinde bu dizide olduğu kadar üzülmemiştim. Başrolde John Stamos ve Josh Peck’in (Evet, Drake & Josh’taki Josh) yer aldığı dizi restoran sahibi yakışıklı ve karizmatik Jimmy Martino’nun, yalnız bir oğlu değil, aynı zamanda bir torunu da olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Bir taraftan hızlı yaşamını sürdüren, diğer yandan da babalık ve dedelik rollerini istese de istemese de benimsemek durumunda kalan Martino’nun mücadelesini anlatıyor. John Stamos ve Josh Peck’in performansları tam anlamıyla kusursuz.

İlginizi çekebilir: Mert Tanöz’den “Set It Up: Netflix’;ten Bir Romantik Komedi Önerisi”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN