Erdal Beşikçioğlu’nun başrolde olduğu ve kendince sorunları, bunalımları, iniş ve çıkışları olan entelektüel bir adamı canlandırdığı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, adından da anlaşıldığı üzere ana karakter olan Arif’in Müzeyyen adındaki bir kadına tutulmasını ve sonucunda yaşadığı değişimleri konu alıyor.

Türkiye “vizyon” sineması bir süredir ne olduğu bilinmez bir yönde, karanlığa doğru ilerliyor. Yılda vizyon filmi olarak belli bir kalitenin üzerinde ancak 5-6 filmlik bir katkı sağlayabilen, bu yüzden de filmleri yurt dışından ithal etmek zorunda kalan (beğenilen Amerikan yapımı film sayısı senede 15’in üzerindedir şüphesiz) bir sektörden söz ediyoruz. Evet, yabancı sektörlerin gücü ve yakınlığı daha fazla olabilir ama yine de 100 yıllık bir Türk Sinema kültürünün, hele hele geçmişte hiç olmazsa senede 2-3 klasik çıkaran ve vizyona da izlemeye değer 8-10 film sokan bir kültürün böylesi bir halde olması korkutucu.

Bu tartışmayı bir yana bırakıp bu sayısı 5-6 civarında kalan filmlere –ki onlar bile olması gerekenin hayli altında bir kalitede, buna rağmen hoş görmek zorunda kalıyoruz– odaklanmak daha yararlı olacaktır. Zira bütün bu çerçöp arasında altın değerinde olan ve en azından doğru yolda seyretmeye çalışan bu yapımların hakkının verilmesi ve iyi yanlarının mümkün mertebe örnek alınması, kötü yanlarından ise bir takım ders çıkartılması gerekli. Bu örnek filmler arasında gösterebileceğimiz filmlerden biri de şüphesiz ki Çiğdem Vitrinel’in Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’su.

fakat müzeyyen bu derin bir tutku

Erdal Beşikçioğlu’nun başrolde olduğu ve kendince sorunları, bunalımları, iniş ve çıkışları olan entelektüel bir adamı canlandırdığı yapım, adından da anlaşıldığı üzere ana karakter olan Arif’in Müzeyyen adındaki bir kadına tutulmasını ve sonucunda yaşadığı değişimleri konu alıyor. Filmin detaylarına inecek olursak, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku bize ilk bakışta güçlü görünen bir kadın (Müzeyyen) ve hayatın, düzenin, yeniliklerin ve anlaşılmazlıkların altında ezilmiş bir adam (Arif) sunuyor. Filmin olumsuz olarak nitelendirilebilecek ilk yönü, bu karakterler. Öyle ki ilk bakışın aksine Türk kültürünün sıradanlaşmış kalıpları içinde yer alan bu iki tipleme günümüz gerçeklerinden uzak ve sığ kaçıyor. Kadın göründüğü kadar güçlü olamıyor, entelektüel erkek ise hep bunalımlarda, hep sorunlu, hep yalnız. Sanki güçlü kadın ve entelektüel erkek Türk toplumunun dışındaymış, bu toplumun dışında ve yalnız kalmalıymış gibi bir algı yaratılıyor. İstemli ya da istemsiz yaratılan bu algı da artık gerçeklikten fazla uzak ve daha evvel de dediğim üzere sığ kalıyor. Filmin ikinci bir eksisi de senaryosu. Yine karakterlere bağlı olarak ilerleyen bu senaryoda Arif’in bu bağlılığını içinde bir acıya dönüştürmesi sonucu gelişen olay ve durumlar cereyan ediyor ki belki bizlere sunulan, gösterilen geçmiş zamanlarda kabul edebileceğimiz, ancak bugün artık böylesi yoğun bir yalnızlığın insana yaşatılmadığı (her şekilde bu yalnızlığı rahatsız edecek bir sebep veya birileri çıkageliyor maalesef) dönemde rahat edici bir sunilik taşıyor.

fakat müzeyyen bu derin bir tutku

Filmin artılarına değinmeden önce tekrar belirtmek istiyorum ki bu film vizyon sinemasınca başarılı kabul edebileceğimiz, en azından bazı doğruları gerçekleştirmiş yapımlardan. Artılarına dönecek olursak bir süredir göremediğimiz romantik komedi türüne yaklaşma anlamında büyük önem taşıyor. Dramı gerçeklikten uzak da olsa yoğun, karaktere oturtarak işleyen Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku en azından film karakteri oluşturma konusunda ümit vaat ediyor. Konudan mümkün olduğunca uzaklaşmadan, odağını yitirmeden kimin ne olduğunu, neden öyle olduğunu satır aralarında ve davranışlarındaki detaylarda vermeyi başarıyor. Romantik komediye katkısı ise bu türün başarılı karakterler üzerine kurulu bir düzende işliyor oluşunda gizli. Zira eski güzel Türk filmlerine dönüp yeniden bakacak olursak filmleri keyifli kılan, mizahını güçlü tutan hep bu sağlam karakterler olmuştur.

fakat müzeyyen bu derin bir tutku

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Türkiye vizyon sinemasının hangi yönde ilerlediğini görmek isteyenler için harika bir fırsat. Zira festival kalitesinde olmamasının sebeplerini eksiklikleri üzerinden anlatmaya çalıştığım film vizyon için iyi, gidilip görülesi bir film. Unutmadan, filmi izlemek isteyenler Başka Sinema’nın UNIQ İstanbul’daki Açık Hava Gecelerini takip edebilir. Zira film karanlıkta, yıldızlar altında büyük bir ekranda izlenmeye layık.

IMDb Puanı: 6.5/10

İlginizi çekebilir: İzlemeniz Gereken Ödüllü Türk Filmleri 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN