Her gün, uzunca bir süredir, gazetemi açtığımda ya da sokağa çıktığımda dünyanın her şeye rağmen en güzel şehrinde yaşadığımı kendime hatırlatmak zorunda kalıyorum. İçinde Kudüs’ün, Roma’nın, Paris’in, New York’un ve daha nice muhteşem şehrin hepsinin bir arada olduğu muazzam bir yerde, İstanbul’da… Yine aynı şehirde son birkaç aydır acaba şimdi neyi kaybetmek üzereyim diye uyanıyorum. Kaybedenler Kulübü’nün tüm sakinleri İstanbul’da yaşıyor olsa gerek.

Robinson Crusoe 389

Son günlerde kaybetmeye kesinlikle dayanamayacağım muhteşemlere bir yenisi daha eklendi; Robinson Crusoe 389. Beyoğlu’nun ve Tünel’in en cool kahramanının bugünlerde biraz yardıma ve ilgiye ihtiyacı var. Bazı insanların daha doğrusu müşterilerinin, temeli bilinmez bir şekilde snobluğundan (bu konudaki veryansınımı ek$i sözlük’teki bir entry aracılığıyla daha önce yaptım) yakındığı bu kitapçı, kendi pek de uzun sayılmayan kişisel tarihimde hayli önemli bir yere sahip.

Bundan 10 yıl öncesine kadar Karaköy, Şişhane, Asmalımescit öyle pek de hip(!) yerler değilken, Cezayir Sokağı yeni yeni Fransız Sokağı oluyor, “Cemil İpekçi buraları birkaç sene önce hep satın almış…” dedikodusu kulaktan kulağa yayılırken, henüz Babylon bile yeni açılmışken, şehrin orta yerinde herkesin kentli olmaya dair ilk havalı yerlerinden biriydi Rob389. Ben bir lise öğrencisiydim ve Charles Bukowski’nin “Kasabanın En Güzel Kızı” öyküsündeki Cass idolümdü. Boynuma iğneler geçirmek gibi bir niyetim olmasa da, en azından kentin en güzel kitapçısından alışveriş yapan kız olabilirdim. Jack Kerouac’ın Yolda kitabı henüz sadece bir önceki jenerasyona kendini sunabilmişti kentte. 90ların başında yayın haklarını alan yayınevi batmış, sahaflarda “Yolda” kitabı nasıl bulunur tüyoları internette yeni yeni konuşulmaya başlamıştı. O zaman madem bunca senedir annem babam kolejlere para döküyordu -tamam lisede burs almıştım ama- o zaman hakkını vermek ve Yolda’yı On The Road olarak okumak gerekiyordu. O zaman gidilecek tek adres vardı. Tabi ki Robinson Crusoe 389.

Robinson Crusoe 389

Önce telefonla aramış kitabı sormuştum, evet 15 yaşındaydım ama kitapçıdan beni yormadan telefonla bilgi vermelerini isteyecek kadar da şımarık ve havalıydım, onlar da ellerinde olmadığını ama istersem getirtebileceklerini söylemişlerdi. Ertesi hafta kitapçıya gitmiş, siparişimi vermiştim. Tanrım, ne de havalıydım! Keruoac’ın Yolda’sını yurtdışından getirtmesi için Rob389’a sipariş vermiştim. Sanırım on beş gün bile geçmeden gelmişti kitabım. Tabi ki Rob389’un o muhteşem kese kağıdına sarılı bir şekilde almıştım. Ergenlikte işte bu anlar da en az sınıftaki komik ve yakışıklı çocukla akşam bir buçuk saat kadar süren telefon konuşmaları kadar unutulmazdan olabiliyor. O kese kağıdının ucundan sıyıra sıyıra kitaba bakışım, ardından kitabın orijinal fiyatından bir kuruş bile fazlasının tahsil edilmediği görmemle yaşadığım şok, sanırım bugün bendeki bağlılığın temel noktalarındandı.

Robinson Crusoe 389

Bugünlerde bu şehirde kaybettikçe artan hayallerimden biri de, kızımın/oğlumun elini tutma yaşının geçtiği, artık çocuk kitaplarının geride kaldığı o ilk günde yine Robinson Crousoe 389’dan içeri girmek, kapının yanındaki beyefendinin senelere rağmen hala ilgisini çekememenin yarattığı kendi kendine gülümsemeyle kızıma/oğluma en sevdiği yazarın kitabını ilk aldığı anı hediye etmek. Ama o zamanda kadar sanırım şimdilik en sevdiklerime RobKart hediye etmekle yetineceğim. Hatıraların ve hayallerin sürmesi umuduyla…

Edebiyata ve kitaplara doyamadınız mı? theMagger’da “Eylül Ayının Edebiyat Olayları”nı buradan okuyabilirsiniz.

İstanbul’un önemli kitapçıları – Beyoğlu’ndaki kitapçılar

 

http://www.rob389.com/robkart
https://eksisozluk.com/entry/36305064
https://www.facebook.com/rob389
http://www.theguideistanbul.com/spots/detail/1875/Robinson-Crusoe

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Merhaba!

    Arkadaşlarıma doğum günü hediyesi artık Robkart almaya çalışıyorum! Bilmeyenlere de anlatmaya çalışıyorum.

    Yazınızı keyifle okudum. Ellerinize sağlık…