Ekip Tiyatrosu’nun Kumbaracı 50’de izlediğim oyununda karakterlerin geçmişlerinin ve yaşıyor oldukları trajedinin aynı düzlemde çakışıp birbirlerini tetiklediği olayları izliyoruz. Öğüt bizi travmatik karakterlerin evine, işyerine ve rakı masasına çarpıcı bir şekilde konuk ediyor.

18

İlk olarak 2013 yılında oynanan oyun iki perdeden oluşuyor ve altı oyuncu tarafından sergileniyor. Erdem karakterini Erman Bağrı, Mine karakterini Simel Aksünger, Umut’u Cihat Süvarioğlu, Alim’i İsmail Sağır, oyunun hasta annesi Hayat karakterini Sevil Akı, ismini öğrenemediğimiz “Adam”ı ise Kerem Atabeyoğlu canlandırıyor.

21

Oyunun yazarı ve yönetmeni Cem Uslu. Bence kendisinin bu oyununda en çok dikkat çeken, olay örgüsünün farklılığı. Her bir sahnede bir öncekinden bir iz bulunması ve eş zamanlı anlatımlar oyunu daha da ilgi çekici kılıyor. Az önce izlediğiniz sahnede geçen diyalog, bir sonraki sahnede yan odadan gelen ses şeklinde yer alabiliyor. Olaylar 5 adımda ele alınmış, zamanın ne yöne aktığını ise oyunun ortalarında fark ediyorsunuz, bu da merakı arttırıyor. Olaylar ve metinler yalın, ancak aynı anda iddialı ve derin. Olan bitenin nedenleri ve sonuçları bir döngü şeklinde tamamlanıyor.

25

Kerem Atabeyoğlu adını hiçbir zaman öğrenemediğimiz “adam”ı canlandırıyor. Hasta eşi adamı televizyonun karşısında o kadar tükenmiş bekliyor ki, o an ölü olduğunu bile düşünebilirsiniz. Ölümü de, her akşam eşinin eve gelişini beklediği gibi beklemeye alışmış. Adam ise ona, hastalığına ve yaşamak zorunda kaldıkları hayata kızgın. Bu kızgınlığının acısını nasıl çıkaracağını biliyor, kabullenemeyişini dışa vururken son derece acımasız. Eşi, hayattan vazgeçmiş ölümü beklerken oğulları Alim ve Umut yan odada onu ölmeden nasıl mutlu edebileceklerini planlıyor, bir çıkar yol arıyorlar. Aralarındaki diyalog, üvey babalarıyla çatışmaları ve yaptıkları vicdan muhasebesi herhangi bir gün, herhangi bir yerde yanımızdan geçen herhangi bir insanın yaşayabileceğini düşündüren tanıdıklıkta. Sonunda Alim ve Umut’un planlarının Erdem ve Mine’ye nasıl dokunduğunu görüyoruz. Belki de oyunun bitişinden sonra farklı bir hikaye başlıyor. Birbirinden bağımsız insanların ve farklı düzlemlerdeki olayların tesadüfler sonucu başkalarının hayatlarında yarattığı etkiler dikkat çekiyor.

14

Erman Bağrı ile yaptığım kısa görüşmede kendisi Erdem’i öyle güzel anlatıyor ki bana sadece paylaşmak düşüyor:

“Erdem, oyunu okuduğum ilk gün beni çeken bir karakterdi. Cem’e yazdığım ilk yorumumda şöyle demiştim; “Bu metin öyle güçlü ki, oynamazsam üzülürüm.” Sağ olsun, o da bana güvenip bu zor karakteri canlandırma şansını bana verdi.

Erdem, içinde bambaşka fırtınalar taşırken sakin bir denizi andırıyor aslında. Tam bir madalyon. Kahkaha attığında onun çok eğlendiğini düşünmemizi istiyor. Halbuki gülüşleri genellikle sinirden. Siniri hayata, babasına, kaderine.. Elde edebileceği şeylere rağmen mutsuzluğuna..

20

Erdem, görünenin aksinde bir var oluş içinde. Aslında herkes gibi. İstekleri var. Hatta vahşice arzulara dönüşmüş istekleri… Bunun uğrunda da kendiyle verdiği çetin bir savaş. Geçmişinden getirdiği izlerle kurumuş yaralarını kaşıyarak kanatan, bundan da zaman zaman keyif alan bir adam… Sevgiye aç temel olarak. Çok basit bir gözle baktığınızda oyunun kötü adamı sanırsınız onu ama evinize gidip şöyle sakin bir kafayla düşündüğünüzde belki de kötü olan bambaşkadır. Herkes gibi o da bir yerlerde ‘yanlışa’ düşer sadece.

Erdem, kariyerimde canlandırdığım en derin karakter. Bu nedenle benim onu bulmam biraz zaman aldı. Onun da bana yaklaşması öyle… Elbette ne olursa olsun oyunumuz bir bütün ve her karakterin ortaya çıkışını diğer karakterler belirliyor. Ben mükemmel oyuncularla oynayan ve muhteşem bir EKİP’le yol alan şanslı bir oyuncu olarak Erdem’i çok seviyorum. Siz de izlerseniz onu sevin olur mu? Yargılardan önce anlamalar kurtarır onu da.”

24

Oyunla ilgili en çok etkilendiğim etmenlerden biri de dekor. Sahnede, karakterlerin yaşadığı sıkıntıyı dışa vururcasına soluk gri seçilmiş olan eşyalar bulunuyor. Eşyalar lego gibi birbirine geçmeli, eklenip çıkarılabiliyor. Sahne tekrar aydınlandığında bir bakıyorsunuz az önceki yatak rakı masası olmuş. Ertürk Erkek ve Öner Serkan Şimşek oldukça yaratıcı aynı zamanda pratik bir çalışma yapmış bu oyun için.

23

Öğüt; hastalık, aşk, aile, kardeşlik, iş hayatı, ölüm gibi hepimizin hayatının içinde olan bir çok farklı konuyu bir anda önünüze koyup yüzleştiriyor ve sorgulatıyor, hatta empati yeteneğiniz biraz güçlüyse korkutuyor. Oyunun tanıtım cümlelerinde söylenenler oyunu izledikten sonra kafanızı kurcalıyor:

Mutluluğumuzun sebebi nedir?
Trajedimizin sebebi nedir?
Kişi, arzuları için neler yapabilir?
İnsan mutlu olmak istiyor, mutluluğu için çabalıyorsa eğer, ne oluyor, nasıl oluyor da yaşamımız en beklenmedik anlarda bir trajediye dönüşebiliyor?

Öğüt Kumbaracı 50’de oynanmaya devam ediyor.

Fotoğraflar www.ekiptiyatrosu.com’dan alınmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?