2009 yılında açılan bir tiyatroya nasıl hala gitmedim diye kendimi yiyip bitirdiğim bir akşam tiyatro bileti aldım ve “Gerçek Hayattan Alınmıştır”ı seyretme fırsatım oldu. Dinamik ve bir o kadar da sarsıcı metniyle bu oyun, sıradan bir tiyatro oyununa gerek dekoru, gerek sahnesi, gerekse kullanılan ışık ve ses sistemi ile adeta bir başkaldırı niteliğinde. Bir anne-oğul ilişkisinde ne kadar farklı çatışma yaratılabileceğini ve oyun içinde oyunun nasıl olduğunu görmek için iyi bir seçim “Gerçek Hayattan alınmıştır”.


99 yılında İTÜ’lü mimar ve mühendislerin bir araya gelerek oluşturduğu “Altıdan Sonra Tiyatro Topluluğu“nun 2009 yılında kendi sahnelerini açtıkları kumbaracı 50’de sahneleniyor oyun. Mekân siyah beyaz tonlarda tasarlanmış, dar bir kapıdan girince girişte sol tarafta hoş el işi iğne detaylarıyla süslenmiş,  dekor sade fakat bir tiyatroya yakışır nitelikte. Bu zamana kadar gidip görmediğime yandım doğrusu. Tiyatronun öncülerinden olan Yiğit Sertdemir, aynı zamanda seyretmiş olduğumuz “Gerçek Hayattan Alınmıştır” oyunun yazarı, kendisini İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan bilenler vardır.

Oyuna gelirsek; seyretmeye gittiğiniz gün kapıdan içeri girdiğinizde görevliler oyunun oynanacağı mekana doğru yol gösteriyor, bir sahne, bir perde ve arka arkaya dizilmiş koltuklar beklerken tamamen boş bir salon ve U şeklinde dizilmiş sandalyeler karşılıyor sizi. Seyirciler yerlerine oturduktan sonra ışıklar kararıyor ve oyun başlıyor. Anne-oğul ilişkilerini anlatacak olan bu oyunda ne profesyonel bir ışık, ne ses, ne de perde sistemi var. Tomris İncer ve Yiğit Sertdemir oyun boyunca tüm bunları kendileri kusursuzca yapıyorlar. Oyunun başında; uzun zamandır görüşmediği annesini bulunduğumuz mekana (yani tiyatroya) getiren ve bu mekanın kurmak istediği tiyatro olduğunu söyleyen Yiğit Sertdemir burada sağlam bir kurgu ile hoşgeldin diyor izleyiciye.

Arif Akkaya’nın yönettiği oyunda anne ile oğul arasındaki o sıradan ilişki yok, aksine kararlı bir anlaşmazlık söz konusu, Yiğit Sertdemir’in yarattığı bu çatışma oyun başında sakin başlayıp, ortasından sonra kuvvetleniyor ve sonunda müthiş bir finalle noktalanıyor. Hatta oyunun sonlarına doğru Tomris İncer’in anlattığı anılar, seyirciye anne karakterini yavaş yavaş çözdürken; bir yandan da Yiğit Sertdemir’in büründüğü karakterin çözümlendiği final sahnelerinde aslında normal bir anne-oğul ilişkisinin olmamasının nedeni veriliyor izleyiciye. Oyun boyunca iniş-çıkışlar, tonlamalar, diyaloglar çok yerinde. Dinamik bir senaryoya sahip olan ve yaklaşık 1,5 saat süren oyunda seyirci yer yer kendini kurguya kaptırıp yer yer gerçek hayattan alınan bu hikâyeye dışarıdan bir göz olarak bakma fırsatı bulup, ders çıkartabiliyor. Oyun içinde kamera çekimlerinin de olduğu ve oyun içerisinde oyun olan bu zekice düşünülmüş senaryo kaçırılmamalı derim.

Şimdiden iyi seyirler!

Kumbaracı Yokuşu No:50 Kat:2 Beyoğlu / İstanbul

Fotoğraflar: http://kumbaraci50.com/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?