Geçenlerde G-mall Maçka’da gittiğim Dot’un Eylül 2012’den beri sergilenen oyunu Sarı Ay’ı izlerken bir romanın sayfalarını hızlıca okuyormuşum gibi geldi. Sarı Ay’da dekor yok, ses yok, kıyafet yok… Bir romanı okurken, karakterleri hayal gücünüzde canlandırırsınız, arkadaki sesler, karakterlerin kıyafetleri, ortamın atmosferi ve dekoru tamamen size kalmıştır ya…Sarı Ay da bunu yaşatıyor bize. Nasıl mı, kısaca anlatmaya çalışayım.

Geliyor musun? Yoksa geliyor musun?

Lee Macalinden 5 yaşındayken babası tarafından terk edilmiş, annesiyle yaşayan 17 yaşında bir gençtir. Lee babasının ona zamanında bıraktığı şapkayı kafasından hiç çıkarmaz. Lee annesi ve annesinin sevgilisi Billy ile aynı evde yaşar.

Leila Suleiman ise İskoçya’da yaşayan Müslüman bir kızdır. İnsanların Leila’ya “Sessiz Leila” deme sebepleri Leila’nın kendisini kimsenin dinlemediğini, konuşsa da çok fark yaratamayacağını düşünmesidir. Lee’nin bir gün şehirden ayrılıp, babasının yanına kaçması gerekir ve Leila ona bu yolculuğunda eşlik eder.

İkili, yolculukları boyunca süpermarketten alışveriş yaparlar, dağlara tırmanırlar, yeni insanlarla tanışırlar, dışarıda kalarak donma tehlikesi geçirirler, bir mağarada uyumak zorunda kalırlar…

Peki bunların hepsini 4 oyuncu, dekoru sadece 4 sandalyeden oluşan bir sahnede nasıl anlatır? Çok pardon unuttum, bir de şapka var…

Adı “Fiziksel tiyatro” olan bu tarzda oyuncular oyunun anlatıcısı, dekoru, yeri geldiğinde tren sesi, yeri geldiğinde ormandaki geyik oluyorlar. Sizi hayal gücünüzle başbaşa bırakırken, performanslarıyla Lee ve Leila’nın aralarında gittikçe güçlenen bağı, alevlenen aşkı çok başarılı bir şekilde anlatıyorlar. Siz de kendinizi onlarla beraber mağaranın içinde üşürken, suyun içinde yüzerken, hızlı bir şekilde sürekli olarak koşarken buluyorsunuz. An geliyor, tiyatro sahnesi bir dağa dönüşüyor; oyuncular Range Rover’la dağı aşarken siz de onlarla beraber sürekli olarak sarsılıyorsunuz. Onlar koştukça ve kaçtıkça kendilerini keşfederken, siz de kendinizi karakterlere çok yakın hissediyorsunuz.

Rahatça oturup izlemeye alıştığımız tiyatro oyunlarının aksine, Sarı Ay izleyiciyi nefes nefese bırakıyor. Oyun boyunca fiziksel olarak otursanız da, nefes alışınız ve kalbinizin atışı tıpkı bol soundtrackli, kostümlü, makyajlı bir aksiyon filmi izlermişcesine sürekli olarak değişkenlik gösteriyor. Oyun bittikten sonra aslında bir romanın içinde veya Hollywood filminde olmadığınızı anlayıp, Sarı Ay oyuncularına sizi sizden aldıkları ve hiç durmayan bir aksiyonun içine attıkları için derin bir hayranlık duyuyuyorsunuz.

Şahane oyunculuklarından dolayı Gizem Erdem, İbrahim Selim, Kaan Turgut ve Ayşecan Tatari‘yi kutluyorum. Oyunculukla beraber başarılı yönetmenliği için de oyunun yönetmeni Pınar Töre‘yi de tebrik ederim. Dot’ta Sarı Ay’a Mart sonunda kısa bir ara verilse de, Sarı Ay’ın oyuncuları, sandalyeleri ve Lee’in sembolik şapkası Mayıs’ta tekrar karşımızda olacaklar. Oyun boyunca Gizem Erdem sayesinde sahneye derin bir ışık veren Sarı Ay’ı deneyimlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

theMagger Ajanda’dan Sarı Ay’a gitmek için üç neden…

theMagger’dan bir başka Dot oyunu: Altın Ejderha

Görseller: go-dot.org

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN