Dün Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde 20 Kasım’dan beri sergilenen ünlü Katalan ressam Joan Miro’nun eserlerini görmeye gittim. 19 Ocak’a kadar sürecek sergide Miro’nun dünyaca tanınmış Mourlot ve Maeght koleksiyonlarında yer alan 60 eseriyle tanıştım.

MiroPeki Joan Miro kim?

Miro, 1893 senesinde zanaatkar bir ailenin çocuğu olarak Barselona’da doğuyor ve büyüyor. 14 yaşındayken babası işletme dersleri almasını istiyor, ancak Miro aynı zamanda sanat akademisine de yazılıyor. 20 yaşlarına yaklaşınca, Miro’nun mutsuzluğunu fark eden babası kendisinin bir sanatçı olmasına razı olmak zorunda kalıyor… Miro 20 yaşında, 5 sene sürecek olan çizim dersleri almaya başlıyor ve 25 yaşında 64 eseriyle ilk solo sergisi gerçekleşiyor. 1922’de bir sergi için Paris’e gidiyor; yine Paris’te sürealizm’in öncüleri ile Surrealist Manifesto’yu ilk defa yayınlıyorlar. 1936’da İspanya’da iç savaş çıkınca İspanya’yı terk ediyor; uzun seneler Paris’te yaşamaya devam ediyor. Uzun bir kariyere sahip olan Miro, 90 yaşında yani 1983 senesinde Palma de Mallorca’da ölüyor.

Gelelim Miro’nun Tophane-i Amire’de Sergilenen Eserlerine ve Tarzına…

Miro, 90 yaşına kadar 2000’in üzerinde eser ortaya çıkarıyor ve hayatı boyunca yeni tekniklere açık oluyor; birçok eskiz, seramik, heykelinin olmasını da buna bağlayabiliyoruz. Sahne tasarımından duvar resimlerine kadar farklı çalışmalar yapmak şüphesiz Miro’nun yaratıcılığını arttırıyor.

Miro’nun, eserlerinde kırmızı, sarı ve siyah başta olmak üzere birçok rengi belirgin bir şekilde kullandığını görüyoruz. 1920’li yıllarından itibaren çalışmalarında renkleri ve kelimeleri bir araya getiren sanatçı, bu serilerine “Resimli Şiirler” adını koyuyor. XX. Siecle’de baktığımız zaman da gerçekten karşımıza bir resimli şiir çıktığını fark ediyoruz. Serinin adının içerisinde “Şiir” olmasının büyük bir nedeni ise, Miro’nun 1920’lerde Paris’e gitmesiyle Sürrealist şairlerden çok etkilenmesi ve bunu tüm eserlerine yansıtması tabii.

Joan Miro’nun çalışmalarına başka bir yönden baktığımızda da çizimlerinin içerisinde önceden karşılaşmadığımız, yeni yaratıklar görebiliyoruz; ben Miro’nun kendisine ait mitolojik dünyalar yarattığına inanıyorum. Çizimleriyle bizi önceden hiç görmediğimiz bir dünyaya sokuyor ve her şeyin bu kadar tanımsız olması belki de bizi bazen ürkütüyor…

The Butterfly Girl adlı eserini incelediğimiz zaman ise; sembollerin Miro için ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. “Kelebek Kız” adlı başlık, bizim baskın renkler arasındaki karşıtlığın yorumunu yapabilmemizi sağlıyor.

Miro’nun eserlerinde dikkatimi çeken bir özellik ise, bu kadar karışık görünen resimlerde aslında nesnelerin bu kadar tanımlanabilir olması. Yukarıda galeride “Miro Lithographs”ı bulun ve dikkat edin; birçok çizgiden oluşan çalışmada balık ve ay’ı çok net bir şekilde görebiliyorsunuz, değil mi?

Miro’nun “Rüya Tabloları” adlı serilerinde ise tek renk bir zemine eklenen ve zor fark edilen “biçimler”i görüyoruz. Ancak, bunlar Miro’nun rüyalarını değil; hayal gücünün derinliklerini anlatıyorlar.

60 tane birbirine benzer, aynı zamanda birbirinden çok farklı anlamlar içeren eserden sonra, Miro dolu bir şekilde ayrıldım Tophane-i Amire’den. Biraz yorulmuştum ama çok mutluydum. 4 sene önce Barselona’da Parc de Montjuic’te bulunan Joan Miro müzesinden de aynı bu şekilde ayrılmıştım. 19 Ocak’a kadar devam eden “Miro İstanbul’da” sergisini modern sanat seven herkese öneriyorum. Çok ilgilenmiyor olsanız bile, hazır İstanbul’a yanı başınıza gelmişken Tophane-i Amire’nin o yüksek tavanlı, tarihi ortamında Miro’yu deneyimleyin derim.

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?