Steve McCurry’nin çekimlerini, kendisiyle internet dünyasında ilk tanıştığımdan beri çok beğenirim. O kim derseniz, National Geographic’in fotoğrafçısı, dünyada en ünlü fotoğraf ajansı Magnum’un bir üyesi, the Afghan Girl (yukarıda görebilirsiniz) fotoğrafı ile Haziran 1985’te National Geographic’in kapağına girmiş ve tek bir fotoğrafla dünyayı sarsmış özel bir adam…

Şimdi gelelim Kodak’a… Kodak, 1988 George Eastmen tarafından “Siz düğmeye basın, gerisini bize bırakın.” sloganıyla kurulmuş en büyük şirket. O zamandan beri devam eden efsane Kodachrome filmi, Kodak tarafından 2009’da üretilmeyi sonlandırdı. Son filmi ise Steve McCurry’ye “hikayenin son bölümünü yazması” için verdi. Bu haberi ilk okuduğumda McCurry’nin son 36’yı nasıl kullanacağını çok merak etmiştim. İşte bu özel fotoğraflar şuan İstanbul Modern’de 3 Eylül 2011’e kadar sergileniyor.

Son 36 karenin üçü Robert DeNiro’ya ayrılmış. Aynı mekanda neredeyse aynı açılardan çekilmiş olan Deniro’nın fotoğrafları aktörün sanat dünyasına ne kadar iz bıraktığının göstergesi. Karelerden birininde de şu zamana kadar Magnum üyesi olabilmiş tek Türk fotoğrafçı Ara Güler “İstanbul’un Gözü” adlı karede yer alıyor. Arkasında camii ve eşsiz bir İstanbul portresi ile Ara Güler çok şey anlatıyor aslında…

McCurry İstanbul’da Güler’i çektikten sonra New York’ta çekimlerine devam etmiş. Orada daha çok Union Square’de unutulmaz kareler yakalayan sanatçının en çok iki siyahi aşığın birbirlerine sarılırken ki fotoğrafını beğendim. Alttan çıkan yeşillikler ve yukarıdaki bronz heykellerin çerçevelemesiyle fotoğraf “aşk”ı anlatıyor.

Biraz da sergi sırasında sıkça gördüğüm Rabari Kabilesi’nde yaşayan insanlarla sohbet etmek istiyorum…

McCurry’nin sinema dünyasına ilgisi ve hayranlığının olduğu apaçık ortada.  Deniro gibi film dünyasından birçok Hintli actor ve yönetmeni de çeken fotoğrafçı, Hintli yazar ve aktris Shenaz Treasurywala, yine Hintli aktör ve yönetmenler  Aamir Khan, Amirtabh Bachchan, Nandita Nas, Shekhar Kapur’un “son” 36 karede yer almalarını istemiş. Bu beş ikonun sergide olması Bollywood’un artık dünyada ne kadar önemli yer aldığını gösteriyor.

Fotoğrafçılık hayatı boyunca savaş ve yoksunlukla baş eden ülkelerdeki insanların fotoğraflayan McCurry son Kodachrome filminde de “kendi evinde gibi hissettiği” Hindistan’daki Rabari kalibesindeki insanları çekmiş. Buradaki göçebe kültürünün modernleşme ile sona ermek üzere olduğunu Kodachrome filminin yok olmasına benzetmiş McCurry. Fotoğraflardan etkilenmemin bir sebebi ise; Rabari kabilesi’nde yaşayan halk çok farklı, fotoğrafa çok farklı bakıyorlar. Sanatçının özel ve “canlı” çekimi, sergiyi gezenlere Rabari’ye gitme ve o insanlarla sohbet edebilme hayali kurduruyor.

Bir Kodachrome Şarkısı…

Bu sergide beni en çok etkileyen şey; böylesine muhteşem fotoğrafların, eski bir Kodachrome filmi ile çekilmiş ve kesinlik photoshop ile dokunulmamış olmasıydı. Günümüzde yüksek teknoloji dijital fotoğraf makineleri, onlarca photoshop hileleri ile bile bu kadar güzel fotoğraflar yakalanamıyor…

Benim önerim  sadece burada ve basında gördüğünüz fotoğraflarla kalmayıp 3 Eylül’e kadar bu sergiyi canlı olarak gezmeniz. Gitmişken önceden görmediyseniz, geçen aylarda Emre Eminoğlu’nun da yazdığı (thebalkabaa.com) Kayıp Cennet’i de gezin. Bir de “Son Kodachrome Filmi” sergisinin yanında Lale Tara’nın Masum Suretler adlı fotoğraf sergisini de gezebilirsiniz. Terk edilmiş, eski mekanlarda yapılan çekimlerde atmosfer etkileyici ancak –açıkçası- ben çok da fazla etkilenmedim fotoğraflardan… Yine de gitmişken görün.

 

Kodachrome…

They give us those nice bright colors,

They give us the greens of summers,

Makes you think all the world’s a sunny day,

Oh yeah! I got a Nikon camera…

I love to take a photograph.

So mama don’t take my Kodachrome away… (Paul Simon)

 

Fotoğraflar: Steve McCurry – Son Kodachrome Filmi Sergisi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?