‘’Daha doğar doğmaz para ödemeye başlarsın. Öldüğünde de, öldüğün için ailen para ödemek zorunda kalır. Ayrıca bedenin topara verildiği için ve mezarına senin adına dikilen taş için de para ödemek gerekir. Avrupa’da para vermeden herkesin yararlanabileceği tek bir şey buldum: Hava. Havanın da, yalnızca unutulduğu için parasız olduğunu sanıyorum.’’ – Göğü Delen Adam

FullSizeRender-7

Emile Ajar – Yalan-Roman

kitap - ajarRomain Gary, Emile Ajar takma adıyla, ‘Koca Tembel’ ve ‘Onca Yoksulluk Varken’den sonra yazdığı üçüncü kitabı ‘Yalan-Roman’ı Danimarka’daki bir klinikte psikolojik tedavi görürken kaleme almış. Kitaba yine kara mizah ve hüzün hakim. Özellikle doktorun kendi hakkında tuttuğu raporlar üzerine, yazarın yaptığı yorumlar çok dikkat çekiciydi. Her zaman olduğu gibi, en sıradan olaylara yaptığı basit ama bir o kadar da etkileyici yorumlarla yüreğimin en derin yerlerine dokunmayı başardı, Gary… ‘Yalan-Roman’, yazarın kesinlikle en başarılı kitaplarından biri. Kendiyse hesaplaşmasıda, iç konuşmalarında ve hüznünde kendinizden de birçok şey bulacağınız, bulmasanız dahi farkına varacağınız birçok şey olacağını düşünüyorum. 

Cemil Meriç – Bir Dünyanın Eşiğinde 

kitap - mericCemil Meriç’in birçok kitabını okudum. Kitaplarının neredeyse hemen hemen hepsinde Hind’e, Hint kültürüne atıflar ve övgüler yer almaktaydı. Ben şahsen, Hint kültürünü pek tanımam, şimdiye kadar okumuşluğum da yoktu. Ancak, felsefe çalışmaya başlamakla birlikte ufaktan bir giriş yapmış bulundum. Derken, ‘Bir Dünyanın Eşiğinde’yi elime aldım… Meriç’in Hint kültürünü, destanlarını, mitolojisini, edebiyatını ve Hindistan’ı anlattığı kitabı, özellikle konuyla ilgilenenlerin çok ama çok beğeneceğini düşünüyorum. Avrupa’yı gezip görmüş bir entelektüelin gözünden Hindistan’a bakmak, onun bakış açısıyla, onun gözüyle görmek çok keyifli bir deneyimdi. Cemil Meriç’e olan sevgim ve saygımın da bu beğenimde payı var elbette ama, okursanız siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Fyodor N. Dostoyevski – Suç ve Ceza

kitap - dostoyevskiBu ayın ikinci kez okuyacaklarım arasında olan kitabı, seneler seneler evvel henüz ortaokul öğrencisiyken, büyük bir heyecan ve merakla okumuştum. Aynı heyecanı hissedemememin hayalkırıklığını bir kenara koyarsak, elbette ki müthiş bir roman! Ne var ki hayat, sadece bedenimizden değil, ruhumuzdan da bir şeyleri alıp götürüyor ve zamanla insan daha az şaşırır oluyor. Yaş almanın, tecrübelerin artmasının insan ruhundaki en büyük deformasyonu bu olsa gerek. İlk sayfadan son sayfaya kadar düşmeyen temposu, okuyucuda yarattığı gerginlik yetmiyormuş gibi bir de kafamda bir sürü soru oluşmasına sebep olan Dostoyevski’nin her kitabı okunmalı, okutulmalı…

Albert Camus – Veba

kitap - camusÇok etkilendiğim ve okuduğum ilk romanı olan ‘Yabancı’dan sonra, sanıyorum Camus’nün ‘Veba’sı hemen ikinci sırada yerini alacak. Felaketin yazgıya dönüşmesini, kentte yaşanan veba salgınıyla okuyucuya sunan Camus, etkileyici gözlem yeteneği ve insanı beyninden vuran cümleleriyle okuyucuya sunuyor. Önü alınamaz ve gittikçe ciddi safhalara ulaşan veba salgınıyla karanlık bir tablo sunulsa da, doktor ve yetkililerin dayanışmasıyla bir umudun varlığına da dikkat çekilmekte. Hayat saçmadır, yenilgiler ve kötülükler olacaktır ama yenileceğiz diye de savaşmayacak değiliz ya…

Dücane Cündioğlu – Mimarlık ve Felsefe

kitap - cundioglu‘Sanat ve Felsefe’ ve ‘Sinema ve Felsefe’den sonra sıra, üçlünün son kitabı ‘Mimarlık ve Felsefe’yi okumaya gelmişti… Adından da anlaşılacağı üzere, yazarın felsefe üzerinden mimarlığı yorumladığı kitabında; özellikle Osmanlı’dan günümüze kadar olan mimari anlayışa çekilen dikkat, bazı kesimin öfkesine sebep olacak olsa da, ben şahsen yorumları oldukça isabetli buldum. İlla ki mimarlıkla yahut felsefeyle ilgilenmenize gerek yok kitabı okumanız için. Çevrenizle ilgili olmanız kafi. Tavsiye ederim.

Erich Scheurmann – Göğü Delen Adam

kitap - scheurmannAvusturalya’daki Samoa Adası’nda yaşayan kabilelerden birinin şefi olan Tuiavii, beyaz adama, onun dünyasına, yaşayışına ve hayat tarzına dair düşünce ve fikirlerini kabilesindeki diğer insanlarla paylaşır. Yazar Scheurmann ise, yaşadığı hayattan sıkılmış, sakin bir yerde kafa dinlemek istemektedir. Böylece bu iki adamın yolu kesişir ve yazar, Tuiavii’nin konuşmalarını dinleme şansına erişir. Bir süre sonra ülkesine döndüğünde de, dinlediği konuşmaları kitaplaştırır. Yayımlandığı dönemde oldukça dikkat çeken kitap, bana göre günümüzde de geçerliliğini korumakta, okuyucuyu etkilemekte. Bir kabile reisinin gözünden beyaz adama bakış, bize bakış ve bu yolla kendimize bakma şansımız… Kitaba sabah başlayıp, akşam bitirdiğimi belirteyim. 

Bilge Karasu – Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

kitap - karasuBilge Karasu’ya, 1971’de Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandıran öykü kitabını okumak, itiraf etmek gerekirse benim için pek de kolay olmadı. Bunun sebebi muhtemelen diğerlerinden farkı olan üslubundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bunu asla bir eksiklik yahu menfi bir eleştiri olarak yazmış değilim. Bilakis, Karasu’yu sevmemdeki en büyük sebep, alışılmışın dışındaki dil ve üslubudur. Sadece bu kitabında birkaç derece daha zorlandım, daha çok konsantre olamam gerekti ve dolayısıyle biraz yoruldum… Özellikle baskı rejimine dikkat çekilen kitap, inanç ve inançsızlığı da sorguluyor, kahramanların monologlarından dikkat çekici noktalar okuyucuya ulaşıyor.

 

Geçen gün yine sahaflardaydım. Farklı yaşlarda, farklı tip insanlar girip çıktı… Hepsi kitap soruyorlardı elbette. Kimisi ise seçip raflardan ödemesini yapıyordu… Yanımdakinin gazetesini/kitabını okumak, telefonunda dinlediği müziğe/fotoğrafına bakmak adetim değildir. Ancak birin aldığı kitaba ve tabağındaki yemeğe bakmaktan kendimi alamam. İkincisi bazen rahatsız edici olabilir o yüzden fazla üstüne düşmem ama vapurda, metroda, kafede, yolda yahut kitapçılarda elinde kitap olan birini gördüm mü, ne aldığını/okuduğunu görene kadar şekilden şekle girerim. Gelin görün ki, kaç kişi girdi çıktı, o canım kitapların arasından kimse popüler kitapların dışında bir tek şey almadı! Halbuki sahafın sahibi beyefendi, o kitapları dükkanın en köşe yerine koymuş, azıcık bir yer ayırmış. Diğer bütün raflar baştan aşağı eski ve değerli kitaplarla dolu. Onları ne soran var ne de arayan… 

Farklı fikirlere kapalı olduğumuz yetmiyormuş gibi bizi, kendi hakkımızda düşündürecek fikirlere de kapalıyız. Sürekli bir şeyleri yapmak ‘zorunda olmak’ yüzünden, kendimiz hakkında düşünmeye vakit bulamamaktan, sığlıkta birbirimizle yarışır hale geleceğimiz günler de yakındır. İnsan kendini anlamak, kendi hakkında bir fikir sahibi olmak için –ki bu hem teorik hem de pratik hayatta emin olun birçok şeyi değiştirecektir- mutlaka ve mutlaka kendi üzerine düşünmesi gerekir. Kendi üzerine düşünmesini tetikleyen şeylerden biri de kendininkinden farklı fikirleri okumak yahut farklı fikir sahipleriyle teşrik-i mesaide bulunmaktır. Bunu o kadar çok dile getiriyorum ki artık çevrem de ve belki okuyucularım da benden bıktılar. N’apayım… Benden kimler bıkmadı ki… Benden bıkıyorlar diye, hakikatine inandığım şeyleri söylemekten vazgeçecek değilim. Yine de arada, benim tavsiyem üzerine okuduğunuz kitaplar varsa şayet, yorumlarınızı paylaşırsanız memnun olurum. Bu aradalar biraz sosyalleşmeye ihtiyacım var sanıyorum…

Bu ayın benim için öne öıkan kitapları; Yalan-Roman, Suç ve Ceza, Veba ve Göğü Delen Adam’dı… Gelecek ay görüşene dek, herkese bol kitaplı günler efendim…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?