‘’Her tür ölüm saçan aletin icadında gösterdiğimiz şeytani beceri, savaşırken gösterdiğimiz kin duygusu ve bunların peşinden gelen sefalet ve yıkım bile, kendi başlarına medeni beyaz adamı yeryüzündeki en yırtıcı hayvan yapmaya yeter.’’ – Herman Melville

FullSizeRender-6

kitap - eocoUmberto Eco – Gülün Adı

Bundan senelerce evvel bir hocamın, bir gecede bitirdiğini söylerek çok övdüğü bir kitaptı ‘Gülün Adı’. Normal şartlarda kitabı meraktan hemen alıp okumam gerekirken, neredeyse on sene sonra okuyor olmamın, zamanla, mekanla ve daha da önemlisi kendimle bir alakası olduğu şüphesiz. Orta Çağ İtalya’sında geçen ve manastırdaki yedi günü anlatan polisiye hikayede, tarikatlar arasındaki ayrılıklar, Papa ve İmparator arasındaki iktidar savaşı, manastırda işlenen esrarengiz cinayetler ve ortalıkta dönen entrikalar konu ediliyor. Bu daha çok kitabın kurgusal yönü. Anlatıcı Adso ve Rahip William arasında geçen konuşmalar ise romanın felsefi yönüne dikkat çeker nitelikte. Ben birkaç günde okudum ama evet, kesinlikle bir gecede de okunabilinecek kadar ilgi uyandıran, sürükleyici bir roman. ‘Baudolino’ da kesinlikle çok iyi bir romandı ancak ‘Gülün Adı’ en azından şimdilik, Eco kitapları içinde favorim.

 

kitap - cundiogluDücane Cündioğlu – Bir Mabed Savaşçısı

Bir kitabı araştırmadan almanın en kötü tarafı, serisi olduğunu sonradan öğrenmemdir. En kötü tarafından da kötüsünü sorarsanız, o da aldığım kitabın serinin son kitabı olduğunu öğrenmem… ‘Bir Mabed Savaşçısı’nı, artık sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, hayranı olduğum Cemil Meriç’I, sevdiğim yazar ve düşünürlerden biri olan Cündioğlu’nun kaleminden okuyacak olmamın heyecanıyla düşünmeden almıştım. Cemil Meriç’I anlatan bundan başka ‘bir Mabed Bekçisi’ ve ‘Bir Mabed İşçisi’ adında iki kitap daha var, ki bunlar serinin ilk ikisi. Kitaba başlarken, Meriç’in biyografisini okuyacağımı düşünmüştüm ancak karşıma bir edebiyat şöleni çıktı. Buna rağmen ben, ilk etapta biyografi okumayı tercih ederdim. Kitapta Cemil Meriç’in entelektüel yönü ele alınıyor. Çevirdiği eserler, fikir ve edebiyat adına yaptığı savaşımlar, ilk defa paylaşılan belgelerle okuyucuya sunulmuş. Kitap, daha çok bir inceleme niteliğinde, arşivimde yerini aldı. Darısı ilk iki kitabın başına.

 

kitap - melvilleHerman Melville – Billy Budd

‘Katip Bartleby’ı okurken Herman Melville’I çok seveceğimi anlamıştım. Ardından okuduğum ‘Moby Dick’le bu hissiyatım güçlenince artık sıra ‘Billy Budd’a geldi… Melville’in tamamlayamadan hayata gözlerini yumduğu kitapta, Billy Budd adında yakışıklı, güçlü, kuvvetli, okuma- yazması olmayan, oldukça saf bir denizcinin talihsiz bir olay sonucu idam edilmesi anlatılıyor. Yine yüreklere dokunan bir kurgu, yine enfes bir dil ve üslup, yine çarpıcı metaforlar… Ne diyebilirim ki, bu adam bir harika dostum! Filmini mi izlersiniz –ki ben tabii ki izlemedim- kitabını mı okursunuz bilmiyorum ama ne yaparasanız yapın ve bunu atlamayın.

 

kitap - nesinAziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor?

Sosyal medyada insanların birbirine hakaret etmek için kullandığı cümlelerin –bana sorarsanız kesinlikle kendi öfke geçmişlerine ait, kimsenin memleketi o kadar da düşündüğü yok- sahibi Aziz Nesin’In okuduğum ilk kitabı, kısa öykülerden oluşuyor. Okuduğum kitap eski basım olduğu için, şu anda böyle bir kitap mevcut mu yahut başka bir isimle mi basılıyor bilemiyorum ama öykülerde dikkatli bir gözlemcilik yeteneği olduğu aşikar. Türk halkının günlük yaşantılarına, dönemin politik ve sosyal olaylarına dokunduran, ironik anlatımın hakim olduğu öyküler, bana göre başarılı bir kara mizah örneği. Nesin’in hayat tarzını, görüşlerini ya da söylemlerini onaylamıyor yahut desteklemiyor olabilirsiniz ancak çok iyi bir gözlemci olduğunu ve gözlemlediği olayları çok iyi yansıttığını ve okuyucuya yaşattığını inkar etmek, kendisine haksızlık olur. Kişilerin özel hayatıyla, yaptığı işteki yetkinliğinin –en azından şimdilik, sonradan değişir mi bilemiyorum bu fikrim- birbirine karıştırılmamasının gerektiğini savunurum hep. Bunun için de –belki biraz ukalaca olacak ama yeni dönemde aldığım kararlardan biri de tepki çekecek olsam da fikrimi söylemek- olgunluğa ve derinliğe ihtiyaç var diye düşünüyorum.

 

kitap - woolfVirginia Woolf – Bir Yazarın Günlüğü

Yazarların günlüklerini okumak, bana ne kadar dikizcilik hissi yaşatsa da, engel olamadığım ve açıkçası olmak da istemediğim eylemlerimden biri. Virginia Woolf, gerek ölüm şekliyle, gerekse okuduğum kitaplarıyla olsun ilgimi çeken, beni hüzünlendiren ve kadınlar için yazdıklarıyla sonuna kadar desteklediğim bir yazardır. En basit kelimelere dahi yüklediği duyguları, tüm ağırlığıyla hissederim satırlarında. Günlüklerini okumak da bir o kadar keyifli ve hüzünlüydü benim için. Bütün klişeleri yıkarak, aslında yazarların belli bir yazma rutininin olmayabileceğini, belli bir dönem eline kalem bile almak istemeyebileceğini ve fakat bunların ruhunda yarattığı bunalımlarla nasıl mücadele etmeye çalıştığını okumak, çok etkileyiciydi benim için. Özellikle yazar adayları okumalı diye düşünüyorum.

 

kitap - aliSabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

‘Şimdiye kadar bu kitabı nasıl okumadın?’ diyen varsa içinizde, acele etmeyin. Bu ayın ikinci kez okuyacağım kitapları arasındaydı ‘Kürk Mantolu Madonna’. Ama ilkinden çok daha fazla etkilendiğim su götürmez bir gerçek. Çok da yabancısı olmadığımız –Türk filmleri tutkunları anlayacaklardır- bir kurguya sahip olmasına rağmen, müthiş psikolojik tahliller ve düşündüren monologlarla bezenmiş, klasik bir kitap. Sabahattin Ali’nin birçok kitabını okudum, gerek öyküleri, gerek romanları olsun. ‘Kürk Mantolu Madonna’ bir novella. Asla eskimeyecek, tekrar tekrar okunacak ve her okunduğunda yeni bir tad alınacak Türk Klasikleri arasında.

 

kitap - pamukOrhan Pamuk – Masumiyet Müzesi

Kitaplara olan tutkum kadar olmasa da, eskiye, eski ve kullanılmış eşyalara zaafım vardır. Ne küf, ne naftalin kokusundan, ne örümcek ağından ne de kurttan rahatsız olmam, konu eski olunca… Doğru bir şey yapıp yapmadığımdan emin olmadan, sahaflardan tanımadığım insanların fotoğraflarını, tebrik kartlarını toplamayı severim mesela… Sanıyorum bu huyumdan mütevellit, Çukurcuma’daki müzeyi gezerken beni saran o nostalji duygusu kitabı almamda etkili oldu. Pamuk’un kızı Rüya’ya ithaf ettiği –ne şanslı evlatlar var-  ve Nobel Ödülü alan kitabı, 1970’li yıllarda yaşanan tutkulu ve hüzünlü bir aşk hikayesini konu ediyor. Ben, Pamuk’un anlatımını, dil ve üslubunu seviyorum. Daha önceki kitabını da keyifle okumuştum ancak yeni keşifler yaşamıyorum. Kitapta, klasik ve belki de klişe bir hikaye var, ancak duygular okuyucuya çok yoğun bir şekilde geçiyor. Bunun yanında ben fazla bir derinlik bulamadım. Bütün bunlarla birlikte, dönemin İstanbul’u içinde gezmek, o dönemin özelliklerini okumak gerçekten çok keyifliydi.

 

kitap - kacanMetin Kaçan – Ağır Roman 

70’lerin İstanbul’unda, Kolera Sokağı’nda geçen hikayeyi, filmi sebebiyle herkes az-çok biliyordur. Metin Kaçan’ın etkileyici insan portreleri çizdiği kitabı, Türk Yeraltı Edebiyatı’nın da ilk kitabı ya da kitaplarının arasında sanıyorum. Oldukça şiddetli, alaycılık ve umursamazlığın altında büyük acılar ve hüzünler barındıran yorgun insanların romanı ‘Ağır Roman’. Bu anlamda adıyla müsemma diyebilirim. Türünün ilk örneklerinden biri olduğu için okumuştum, ilgilenenlerin beğeneceğini düşünüyorum.

 

kitap - zweigStefan Zweig – Karışık Duygular

Benim de, son okuduğum kitaplarından sonra, Zweig’la ilgili kafam karışık. Bunu asla bir yazar eleştirisi olarak algılamayın ancak çıtayı öyle bir yere koymuşum ki, bir türlü aşamıyorum. Genç bir ünversiteli ile, olgun bir profesörün yollarının kesişmesi ve yaşadıklarını anlatan öykü, yine şaşırtıcı bir sonla nihayete eriyor ama bende bir şaşkınlık yarattı mı diye sorarsanız, hayır. Derin ve etkileyici psikolojik tahlillerin dışında Zweig’ın okuduğum son öykülerinde beni etkileyen hiçbir şey bulamıyorum. Gözlerim hep bir ‘Satranç’ı, hep bir ‘Amok Koşucusu’ ve o kitaptaki diğer öyküleri arıyor… Ama bu durum Zweig’ın bendeki yerine halel getiriyor mu? Hayır, elbette. Okumaya devam…

 

Eylül ayının benim için öne çıkan kitapları; Gülün Adı, Billy Budd ve Kürk Mantolu Madonna oldu. Bunun yanı sıra meraklılarına Bir Yazarın Günlüğünü de tavsiye ederim.

Hafta sonu yaşadığımız korkunç olayla ilgili birkaç laf etmezsem, gamsız ve umursamaz damgası yemekten kurtulamayacağım. Zira insanların hassasiyeti sosyal medyada verdiği tepkilerle ölçülür oldu. Ne kadar da güvenilir bir ölçüt, değil mi? Biz buna kendimizi inandırmaya çalışmaya, sadece bununla yetinmeye devam edelim. Benimse yazma isteğimin bunlarla alakası yok sadece başka bir konudan bahsetmek içinden gelmiyor. Sonbahara naat düzecek, yahut okumanın ne kadar da faydalı ve önemli olduğunu yazacak, ya da fasa fiso kitapları eleştirecek ne enerjim ne de motivasyonum var. Bunlar şu anda benim için sadece zırvalık. Başka bir zırvalık da, son yıllarda yapılan ötekileştirici davranış ve söylemlerden sonra, olağanüstü bir hal olduğunda birlik beraberlik mesajları vermek… İnsanlar günlük hayatlarında, herhangi nahoş bir durum ortaya çıkmadan, her türlü farklılıklarına rağmen birlik hissedecekler ki, olağanüstü bir durumda birlik içerisinde olsunlar. Her platformda ve her mevkideki insanlar birbirlerine ayrıştırıcı tutumlar sergiledikçe, birlik olmak nasıl bekleniyor anlamıyorum. Her ölümde çıkıp; ‘Ama o şuydu, buydu, şucuydu, bucuydu…’ diyenlere de akıl, fikir diliyorum. Bu düşüncelerden kurtulmadıkça, maalesef bizden bir şey olmaz.

Hayatın çok güzel olduğunu söyleyen, ona sıkı sıkıya bağlı olduğuyla övünen ve hayatın güzelliklerinden bahseden mutlu, pozitif enerjili, güzel insanların mutlu hayat rüyası, nasıl da bir bombayla uykularından uyanmalarına sebep oluyor değil mi? Yoksa hala kendi tatlı hayatlarına devam mı ediyorlar? Senelerdir yüzlerce masum insan öldü, ölüyor ve hala mutlulukla yaşamaya devam edebiliyor musunuz? Ayaklarınız hala mı yere basmıyor? Hala modern dünyanın boş vaatleriyle kendinizi avutmaya devam mı ediyorsunuz? İnsan istiyor ki böyle acılar yaşanmasın. Ama oluyor işte… Esas daha da acı olan ne biliyor musunuz? Yaşanan acılardan önceki biz ile, o acıları yaşadıktan sonraki biz hala aynıysak; bir şey öğrenmemiş, düşünmemiş, farkına varmamış ve değişmemişsek, asıl en büyük trajedi budur bana göre. Hayatın gerçeklerinden kaçtıkça, tokat gibi yüzüme çarpması da bu yüzdendir belki; farkındalık ve akabinde değişim. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm Türk Halkına sabır diliyorum. Herkese bol kitaplı günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?