‘’Bazen düşünmenin çok az insana ilişmiş bir hastalık olduğuna inanırım, çoğunluğu irkilten bir hastalık.’’ – Dücane Cündioğlu

IMG_4375

İnsan bir kere düşünmeye başladı mı, artık imkanı yok ki ondan kurtulabilsin. Düşünmeyi en çok tetikleyen şey de, iyi yazılmış kitaplar olsa gerek. Bakalım bu ay listede neler var;

 

kitap - tezer ozluTezer Özlü- Yeryüzüne Dayanabilmek İçin 

Okuduğum diğer kitaplarından farklı olarak Özlü’nün bu kitabında, çeşitli dergiler için yazdığı yazılar derlenmiş. Yazıları çoğunlukla edebiyat, sinema ve tiyatro üzerine ancak, yazarın ruhu da cümlelere yansımış elbette. Severek okuduğumu söyleyebilirim. Senelerce döne döne okuyacağım bir yazı var ki kitapta, o da Tarkovsky ile yapılan röportaj. Bana göre enfesti. Hiç değilse o bölümü bir yerlerden bulup okumanızı öneririm.

kitap - schnakenbergRobert Schnakenberg- Büyük Yazarların Gizli Hayatı

Kapağı, iç tasarımı ve arka kapak yazısıyla, benim gibi çok okuyan birinin ilgisini çeken bir görüntüsü olduğu yadsınamasa da, yazarların özel hayatını bu kadar çok art arda okumak bir süre sonra sıkılmama sebep oldu. Tabii kitabın konusu bu ve insanlar bu yüzden kitabı satın alıp okuyorlar. Fakat arada hiç mola vermeyip, durmaksızın paparazilik yaptığımı hissettikçe ve olayların yorumuma bırakılmayıp, olanca açıklığıyla gözüme sokulunca, sevdiğim yazarların gizemi bozulur gibi oldu. Neyse ki toparladım. Okuduklarımın fazla üstünde durmadım ve biraz unutur gibi oldum. İnsanların çoğunun çok beğeneceğini düşünüyorum ancak benim gibi gizemi sevenler hariç!

kitap - goetheJ. W. Von Goethe- Faust

2015 yılıyla birlikte her ay, evvelden okuduğum bir kitabı yeniden okumaya karar verdim. Bu ayın ilk kitabı da ‘Faust’tu. Ama o Faust bu Faust değildi maalesef. Seneler evvel aldığım ve sakladığım kitabı, ne büyük ayıbımdır ki araştırıp soruşturmamışım. Koskoca kitaptan alınarak kitaplaştırılan bölüm kabaca, genç bir kızın Faust tarafından baştan çıkarılmasını anlatıyor. Koskoca kitaptan alınıp, ortaokulda okutulan kitaba bir bakalım! O zaman çok severek okumama rağmen, bu sefer konu resmen havada kaldı. Büyük ihtimalle hikaye, kitabın geri kalanıyla bir bütünlük oluşturuyordu ancak bu şekilde saçmabir şey olmuş. 13 yaşında gidiyor belki ama 30’da değil. İleriki zamanlarda yine, gerçek ‘Faust’u okumam lazım anlaşılan.

kitap - cemil mericCemil Meriç- Jurnal I. Cilt

Okurken, ‘Allah’ım sana geliyorum!’ dediğim iki-üç yazardan biri sanıyorum. Sevgili Cemil Meriç, bu kitabında yine siyaset, sosyoloji, kültür vb. konulara değinirken, bu sefer kendi özel hayatına dair duygularını da paylaşmış. Jurnal kelimesi, Fransızca’da günlük anlamına gelir. Anlaşıldığı üzere kitap, Meriç’in günlüklerinden derlenmiş. Cemil Meriç’in benim için o kadar değerli ve özel bir yeri var ki, kitaplarına nesnel bakamayacağımı çok iyi biliyorum. Şu an bunu yazarak ona haksızlık ettiğimin de farkındayım çünkü nereden, ne şekilde bakılırsa bakılsın, onun düşünceleri her okuyucuyu etkiler ve düşündürür. Bu kitabı, kendi iç yaşantısını da az çok okuduğum için, ona karşı daha fazla muhabbet beslememe ve yakınlık hissetmeme sebep oldu. Kesinlikle ve kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. Allah nurlar içinde yatırsın!

kitap - freudSigmund Freud- Cinsiyet Üzerine

Cemil Meriç’in ardından Freud okuyarak, o birkaç gün bilgi ve tespit komasına girdiğimi belirtmek isterim. Çocuk cinselliği, çocukluk döneminde bastırılan ve yön değiştiren cinsel davranışlar, cinsel sapmalar ve eğilimleri konu alan klasik bir Freud kitabı. Bu isim hakkında da tarafsız olamayacağım ne yazık ki. Oldukça rahat okuduğum, meraklısının ilgisini çekecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

kitap - leylim leyAhmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar- Leylim Ley

Ahmet Arif’in, Leyla Erbil’e duyduğu karşılıksız aşkın mektupları… Mektupları yazan Ahmet Arif olunca, tutkulu, etkileyici, insanı kalbinden vuran cümlelerin varlığı şaşırtmıyor insanı. Yine de ben çok fazla etkilendiğimi, kalbimden vurulduğumu, oturup sayfa sayfa mektup yazmak istediğimi söyleyemeyeceğim. Çok hoş ve güzel bir kitaptı ancak, Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı mektuplar kadar etkilemedi beni.

kitap - bukowskiCharles Bukowski- Kadınlar

Bukowski’nin, kadınları daha yakından tanımak için, onlarla girdiği ilişkileri ve yaşadıklarını anlattığı, bir zaman sonra bana kabak tadı vermeye başlayan bir kitap oldu ‘Kadınlar’. Her kadın, bir öncekini tekrar eder gibi gelmeye başladığında, maalesef ben de biraz sıkıldım. Satır aralarında hoşuma giden cümleler olmasaydı, muhtemelen kitabı yarım bırakırdım. Demem o ki, ‘Ekmek Arası’ndan aldığım keyfin onda birini ‘Kadınlar’da bulamadım.

kitap - sirri ozturkSırrı Öztürk- Dersim…Dersim… Gezi Notları

Uzun zamandır bir kitap beni bu derece öfkelendirmemişti. Niye mi? Senelerdir yaşanılan ötekileştirme ve aşağılanmayı eleştiren yazar kitap boyunca, her an saldırma ve aynı muameleyi, kendi gibi olmayana yapan bir hal ve tavır içinde. İlk sayfalarda öfkesini anlayışla karşılamaya çalışsam da, sayfaları çevirdikçe bitmek bilmeyen aleni ya da gizli aşağılamalar karşında artık iyiden iyiye öfkelenmeye başladım. Öyle bir kitap olmuş ki, gezi notlarını cımbızla çekmesi gerekiyor okuyucunun. Sırrı Öztürk bu kitabı ne için ve kimler için yazmış bilemiyorum ama, ben de o aşağıladığı insanlardan biriyim. Kendi hemşehrilerinden kaç kişi kitabını okumuştur Allah bilir ama ben alakasız biri olarak, sadece insan olduğum için merak etmiştim, Dersim’i ve Dersim’in insanlarını. Üstüne para verseler, ölsem bile bir daha Sırrı Öztürk okumam.

kitap - oscar wildeOscar Wilde- Dorian Gray’in Portresi

Genç ve yakışıklı Dorain Gray’in ebedi güzellik tutkusunun işlendiği kitap, okuduğum son birkaç kitaptan sonra bana resmen ilaç gibi geldi. Wilde’in kurgusunu, karakterlerini ve üslubunu çok sevdim ve beğendim. Kitapla ilgili ayrıntılı yazımı, Kafkaokur Blog’tan okuyabilirsiniz.

kitap - ducane cundiogluDücane Cündioğlu- Düşünce Düşlenir

Cündioğlu okudukça, düşünme manyağı oldum. Biraz amiyane bir tabir gibi gelebilir ancak sanıyorum bulabileceğim en uygun kelime bu. Bu kitabında daha yalın bir anlatım kullanmış. Yazıları fazla uzun değil ve belirli başlıklar altında toplandığı için, okuyucu biraz ara verip yeni başlık altındakileri okumak için biraz beynini dinlendirebiliyor. Evet, bana göre Cündioğlu okumak, beyin jimnastiği yapmak gibi bir şey. Onu okudukça, kullandığım kelimeler, kelimelere yüklediğim anlamlar değişiyor. Adını koyamadığım, ifade etmekte zorlandığım hislerime, onun sayesinde bir ad bulabiliyorum. Bu anlamda benim için bir yazardan çok bir öğretmen, bir klavuz gibi. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

 

Bir ocak ayını da, bu kitaplarla geride bıraktım. Kah sıkıldım, kah çok keyif aldım ve ilk defa bu kadar öfkelendim. Bir çok duyguyu bir arada yaşadığım ender aylardan biriydi benim için. Gönül istiyor ki, insanlar maruz kaldığı nahoş muameleleri karşısındakine yapmasın. Ama bu her zaman mümkün olmuyor. Ne kadar okumuş, aydın yahut modern (ne demek olduğunu hala çözebilmiş değilim) olsa da kişi, bencillik ve öfkesinin kurbanı olabiliyor demek ki…

Bu ayki favori kitaplarım; Jurnal I, Dorian Gray’in Portresi ve Düşünce Düşlenir. Kitapları sadece okumak yetmiyor tabii ki. Okunanları düşünmek, muhakeme etmek, kimi fikirleri kabul ederken, kimilerini elemek yahut nadasa bırakmak gerekiyor. İnsanlar bu kadar çok okumama teveccüh gösterirken, ben hep bu cümleleri, papağan gibi tekrarlıyorum. Bu kadar çok okumamdaki amaç, tamamen kendi hayat görüşümü ve değer yargılarımı, kimsenin etkisinde kalmadan tamamen kendi çabalarımla oluşturmaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Yoksa üç kitap okumuşum, kırk kitap okumuşum, üstüne düşünmüyorsam şayet, ilkokul çocukları gibi, okuma egzersizi yapmaktan öteye geçmez benim için.

Şubat ayının neredeyse ortasındayız ve ben bu ay çok da ilerlediğimi söyleyemeyeceğim. Umarım daha iyi performans gösterenler çoğunluktadır. Ben yine okuyor olacağım, size de bol kitaplı günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?