“Fiziki haritayı daha çok severdim, dünya bir bütün olurdu çünkü o zaman, sınırlar kaybolurdu ve benim için bütün o kesik çizgilerle birbirinden ayrılmış ülkeler varılabilir, görülebilir birer coğrafya haline gelirdi..” Tol, Murat Uyurkulak

FullSizeRender-10

 

kitap - allendeIsabel Allende – Paula 

Isabel Allende’nin kızı, henüz yeni evli genç bir kadınken porfiri rahatsızlığı yüzünden 1991 yılında komaya girer. Bu süreç şüphesiz ki Allende’nin hayatının en karanlık dönemidir. Kızı, bitkisel hayatta öylece yatarken, annenin beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktur. Allende, bu bekleyiş boyunca kızına mektup yazarak onu, komada olduğu sırada olanlardan haberdar etmek istemektedir. Böylece genç kadın komadan çıktığında kafası karışmayacak, hayata daha kolay adapte olacaktır. Allende’nin mektup niteliğinde kaleme aldığı satırlar, şimdi ile geçmişin iç içe geçtiği, bir ailenin hatta bir ülkenin  tarihinin anlatıldığı bir romana dönüşür. Oldukça hüzünlü, bir o kadar da ilgi çekici bir kitap ‘Paula’. Benimse Isabel Allende’nin okuduğum ilk kitabı. Anı okumaktan hoşlananalar için de, hem yapısı hem duygusu açısından uygun diye düşünüyorum.

 

kitap - toptasHasan Ali Toptaş – Ölü Zaman Gezginleri

Ben öve öve bir hal oluyorum da bilmiyorum yazılarımdan sonra Toptaş okuyan oldu mu? Olsun… Ama herkes okumasın, sıkılanlar bir kenara bıraksın yahut başkasına hediye etsin. Ama birileri de okusun, öyle bir okusun ki, aynı öykülerindeki gibi zamansız bir hayal ve gerçeklik, varlık ile yokluk arasında kalsın, kitabı bitirince ancak gerçeğe dönsün, artık her yazarı beğenemesin. Toptaş’ın kurgularındaki zeka bir yana, dil ve üslubu da okuyucuya adeta şölen yaşatıyor. Bu kitabındaki öykülerin hepsi de birbirinden güzel, okuması birbirinden keyifliydi. Romanlarından aldığım keyfi, şiirlerinden ardından öykülerinden de alabilmek benim için büyük zevk. İyi ki var!

 

kitap - faulknerWilliam Faulkner – Ses ve Öfke 

Faulkner’ın uzun zamandır okumayı beklediğim romanı, beklediğimden çok farklıydı. Şöyle ki; kitap hakkında hiçbir fikrim olmadığı ve kimseden hakkında hiçbir şey duymadığımdan, sanıyorum kafamda gelişi güzel bir şeyler tasarlamışım. Bilinç akışı tekniğiyle yazılan romanın olay örgüsü biraz karışık. Dört bölüme ayrılan hikayenin her bölümü başka birinin ağzından anlatılıyor. Bir ailenin çöküşünün anlatıldığı kitap kesinlikle çok başarılıydı ancak benim acemiliğime geldi… Aynen Virginia Woolf’un ilk kitabı olan ‘Mrs. Dalloway’de yaşadığım gibi, anlatılanları bir zemine oturtmaya çalıştım ancak zihnimi rahat bırakmamamın bedelini hikayenin içine nüfuz edememekle ödedim. ‘Ses ve Öfke’yi ileriki zamanlarda tekrar okumam lazım, hakkını verebilmek için…

 

kitap - algorİlhami Algör – Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

İlgimi çeken metaforlar ve betimlemeler dışında, dil ve üslubunu da sevdiğim ancak genel olarak baktığımda bende, tekrar okuma hissi uyandıracak bir kitap değil. Filmi de çekildi popüler oldu diye, kitap aldı başını gitti. İnce olması, akıcı bir üslupla yazılması ve içerdiği ironilerin de bunda payı var sanırım. Kafa dağıtmak için belki okunur.

 

kitap - stokerBram Stoker – Dracula

Büyük bir çoğunluğun okuduğu yahut filmini izlediği, birçok vampir filmine ve kitap furyasına ilham kaynağı olan, en güçlü korku hikayelerinden biri olmakla birlikte bir baş yapıt olarak kabul edilen kitabı, ne yalan söyleyeyim, ben sevemedim. Artık vampir hikayeleri sıktığından mıdır, benim zevkime hitap etmediğinden midir bilemiyorum. Yine de ilgisini çekenler olursa, Penguen Yayınlarının İngilizce baskısı oldukça kolay okunuyor. Anlaşılır ve akıcı. En azından İngilizcenize bir katkısı olur.

 

kitap - uyurkulakMurat Uyurkulak – Tol 

‘Merhume’yi okumadım ama diğer tüm kitaplarını okumuş biri olarak ‘Tol’ yazarın en başarılı bulduğum kitabı. Konusu için kısaca, bir 12 Eylül intikamı diyebilirim. Kurgusu, diyaloglar ve betimlemeler de oldukça dikkat çekici. Şimdiki zamanda geçen hikayede, geri dönüşler sıklıkla karşımıza çıkıyor. Üslubu sert bulmasam da, romana genel anlamda baktığımda oldukça sert olduğunu söyleyebilirim. Herkes sever mi bilmem. Siyaset, şiir, devrim ve o dönemlere bir yolculuk… Bir deneyin derim.

 

kitap - atilganYusuf Atılgan – Aylak Adam

İlk kez iki sene evvel okuduğum ve bir anda ‘aşerdiğim’ bir kitap olunca, okuma listemi biraz beklemeye alıp ‘Aylak Adam’ı tekrar okumak istedim. İyi ki de yapmışım. İlk okumamdan çok çok daha fazla keyif aldım. Kitaptan bahsetmeme gerek var mı? Sanmam. Artık anlamayan bile ‘Aylak Adam’ ve ‘Tutunamayanlar’ ı öve öve bitiremiyor. Akıllarınca bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Başarıyorlar da, büyük bir çoğunluk yiyor bu numaraları. Sonra bazıları anlıyorlar kof olduğunu. Hoş değil tabii; böyle güzel romanları artistlik olsun diye kullanmak ama ne yaparsınız, insanoğlunun eline güzel bir şey geçmeye görsün, sömürmeden duramaz. Ne mutlu ki bu tip kitaplar yine de değerini kaybetmiyor, bu da teselli oluyor biraz.

 

kitap - ajarEmile Ajar – Onca Yoksulluk Varken

‘Aylak Adam’dan bu kadar keyif alınca dayanamadım bir de ilk okuyuşumda ayılıp bayıldığım, etkisinden çıkamadığım, baş karakterine hayran olduğum ‘onca Yoksulluk Varken’I de okuyayım dedim. Emile Ajar yahut gerçek ismiyle Romain Gary’nin okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte, bende takıntı haline gelmesine sebep olan kitabıdır da ayrıca. Bu kitaptan sonra Ajar’ın bütün külliyatını edinip, hepsini tek tek okuyorum. Hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Bayılıyorum bu adamın üslubuna! Kurguları her zaman çok özgün değil belki ama yalnızları ve kaybedenleri o kadar etkileyici ironik bir dille betimliyor, diyalogları öyle işliyor ki insanın içine bağımlılık yapıyor. Favori yazarlarımdan!

 

kitap - marmaraNilgün Marmara – Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntihar Bağlamında Analizi

Plath’ı sever misiniz bilmem. Ben ‘Sırça Fanus’ ve ‘Günlükler’ini okudum. Hayatını da göz önüne aldığımda, çok hüzünlü bir tablo görünür gözüme. Ölüm şeklini de düşündüğümde, belki de merhametten kaynaklı, kendisine pek fazla muhabbet beslerim. Ancak şiirlerini hiç okumamıştım. Nilgün Marmara’nın tezini okumak hüzünlüydü benim için ama keşke şiirleri daha evvel okusaydım, diye çok hayıflandım. Belki anlatılmak istenenleri daha iyi kavrardım, bilemiyorum. İlgilenenler ve konuya hakim olanlara hem kaynak olabilecek hem de keyif verecek bir inceleme olduğunu düşünüyorum.

 

kitap - toptasHasan Ali Toptaş – Ben Bir Gürgen Dalıyım

Bir ayda iki kez Toptaş okumayı düşünmüyordum aslında. Ama baktım şubatın bitmesine az kalmış, kalın bir kitaba başlamak yerine, büyüklere masal niteliğinde, hem kolay hem de kaliteli bir şeyler okuyayım dedim. Kaliteli? Evet. Kolay? Hayır. Dil ve üslup açısından kolay okunsa, masal tadında olsa da, konu itibariyle pek de kolay okunan bir kitap değildi. Zamansız kesilen bir gürgen ağacının ağzından anlatılan öykü çok hüzünlüydü. İçim ezilse de elimden bırakamadan bir buçuk günde okudum o da ayrı bir konu. Elbette ki çok beğendim. Hasan Ali Toptaş yazacak da ben beğenmeyeceğim, o biraz zor. Kurgudaki sürprizler insanı giderek daha da hüzne boğarken, son sayfalarda en dip noktaya ulaşıyor. Öyküyü bir çok kişi düşünüp yazardı belki ama o cümleleri, Toptaş dışında çok az yazar kaleme alabilir bu ülkede.

 

kitap - dinoAbidin Dino – Eller 

Toptaş’ı bir solukta okuyup bitirince, ayın son gününü kitapsız geçireyim dedim ama beceremedim yine. Sonra Abidin Dino’nun kitabını aldım. Hem biraz figür göreyim hem de bir ressamın gözünden birkaç satır okuyayım istedim. Dino’nun özportre olarak nitelendirdiği çalışmasını okumak benim için keyifliydi zira, resim yaptığım dönemlerde ben de el figürleri çizmeyi çok sever ve keyif alırdım. İnsanların ellerini incelemeyi de severim ayrıca. Siz de böyle biriyseniz belki ilginizi çeker.

 

Bilirsiniz, Barış Manço şarkısında ‘Bu dünya benim memleket.’ der. Daha küçücük yaşımda ne kadar etkilemişti o sözler beni. O zaman böyle bir şeyin olabileceğinden en ufak bir kuşku dahi duymuyordum. Dünya, üstünde yaşayan her insanın memleketi olabilirdi ve böylece sınır ya da ayrım diye bir şey olmaz, herkes birbiriyle dostça yaşardı. Çocukluk böyledir işte… İnsan henüz kirlenmemiştir ve her şeyin iyi olabileceğine canı gönülden inanır. Gerçekleri bilir, hisseder aslında ama direnir. Esaslı direnişçidir çocuklar ve her yetişkin, çocukluğunda direnişçdir aslında. Sonra toplum ve aile baskısı çöker üzerine, gerçekleri görmesi gerekir. Büyümektir bunun adı, olgunlaşmaktır. Bir yönüyle de kirlenmektir. Kirlenmenin böylesi güzel değildir ama insan büyümeye mahkumdur işte. Henüz küçük bir çocukken tüm dünyanın memleketim olduğunu hayal edebiliyordum ama şu an Türkiye sınırları içinde, Doğu’yu tekrar görebilecek miyim, bilemiyorum. Tam bunu sindiriyorum içime, Ankara… Sonra, bari şehrimi gezeyim diyorum… Metroda, parkta, meydanlarda valizli çantalı birilerini görsem tedirgin oluyor, fiziği biraz farklı birisi karşıma çıktı mı paranoyakça şeyler düşünmeye başlıyorum. Biri yardım istese cesaret edip yardım edebilir miyim, onu dahi bilmiyorum. Bu hislerle yaşayan bir tek ben değilim, bunun farkındayım. Ancak bu toplu paranoyak halimiz nereye kadar gidecek, sonrasında nasıl toparlanacağız hiçbir fikrim yok! Terörü lanetleyip, yetkililere akıl verecek değilim. Bunca senedir terörle mücadele eden bir ülke olarak neyin nasıl yapılması gerektiğini benden çok daha iyi biliyorlardır sanırım. O zaman geriye sadece yapmak kalıyor olmalı…

 

Bu ayın tavsiye edeceğim kitapları; Ölü Zaman Gezginleri, Aylak Adam, Onca Yoksulluk Varken ve Ben Bir Gürgen Dalıyım… 

Evvelden okumanın ve düşünmenin insanlığı kurtarabileceğine inanıyordum. Artık ona da inanmıyorum. İnsanlar ya abuk sabuk kitaplar okuyorlar, ya okudukları düzgün kitaplar üstüne düşünmüyor sadece okuma antrenmanı yapıyorlar ya da  sadece gözleriyle okuyorlar… Diğer tarafta da gerçeği tüm gerçekliğiyle görmeye, farkına vardıklarıyla yaşamaya çalışanlar var. Büyüdük de başımız göğe ermedi işte… Herkese bol kitaplı, huzurlu günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR